“Yetiş Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn”

Gazetemi okuyor, bir yandan da İslami(!) radyonun kısık sesine kulak veriyorum.

Çanakkale zaferinin yıldönümü münasebetiyle, gösterilen kahramanlıklardan söz ediliyor. Gerçekten büyük ve çetin bir zafer Çanakkale.

Allah’ın nusrat ve iradesiyle kazanılmış bir zafer. Böyle olmalı… Ölümle burun buruna gelen her insan gibi Çanakkale’de savaşan mehmetçik de bütün içtenliğiyle Allah’tan, ama yalnız Allah’tan yardım istemiş olmalı.

Tıpkı peygamber (a.s) ve ashabının sadece Allah’tan istimdat ettikleri gibi.

Ama bugün öyle olmuyor… Çanakkale savaşının kahramanlarını yüceltecekler ya… Tugay komutanı bilmem hangi paşa yardım istenecek yeri biliyormuş… Bağırmış üç kere “Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed!” ve yetişmiş Muhammed (a.s.); “Geldim buradayım, yanınızdayım” demiş. Onun ruhaniyeti ve himmetiyle kazanılmış zafer. Böyle uzayıp gidiyor hikaye.

Acı acı tebessüm ettim, yüreğim burkularak.

Temiz bir akide sahibi olmak, tevhid inancını saf kılmak bu kadar zor mu Allah’ım?

Müslümanım diyen ve din gayretiyle çırpınan bu insanlara, yanlış anlaşılmadan meramımızı nasıl anlatacağız?

Kıldığı beş vakit namazın her rekatında okuduğu “Yalnız senden yardım dileriz….” ayetini unutturan sebep nedir?

Yardım her zaman diri, kâdir-i mutlak ve hakimler hakimi olan Allah’tan istenir. Oysa göz bebeğimiz Muhammed (a.s.) ölmüştür. Onun insanları kurtarmaya gücü yetmez. Öldükten sonra değil, sağlığında bile kurtarıcı değildi. Sadece tebliğ ve tâlimle görevli idi… der isek korkarım ki, nebi (a.s.)’ı tahfif ettiğim iddia edilsin. Oysa gerçek bu…

Nêbi (a.s.) vefatının verdiği acıyla şaşıran Ömer (r.a.)’ı Ebubekir (r.a.) “kim Muhammed’e (a.s.) inanıyorsa bilsin ki o ölmüştür, kim Allah’a inanıyorsa bilsin ki o ölmez” diyerek teskin etmiştir.

Evet Allah ölmez. O kimsesizlerin kimsesidir. O başı darda olanların yegane sığınağıdır. Sıkıntıları gideren sadece büyük O’dur. Öyleyken, sıkıntıların giderilmesini başkasından mı isteriz? Değil mi ki O bize şah damarımızdan daha yakındır… ve dua edenin duasına icabet eder. Üstelik bunları insanların en şereflisi olan Muhammed (a.s.) tebliğlerinden öğrenmiyor muyuz? Hiçbir peygambere Allah’ı bırakıp beni ilah edinin demek yaraşmaz.

Huneyn gününü hatırlamaz mısınız? Hani peygamberin ‘ruhaniyeti’ değil, bizzat kendisinin aralarında bulunduğu, o güçlü ve sayıca kalabalık olan İslam ordusu bile büyük bir sarsıntı geçirmiş, bütün genişliğine rağmen dünya başlarına dar gelmişti. Onlar Allah’tan başkasından yardım istemek gibi büyük bir cürüm de işlememişlerdi. Sadece böbürlendiler. Galibiyeti bir an kendi güçlerine bağladılar…

Bir de Uhud’u hatırlayın, peygamber (a.s.)’ın içlerinde bulunduğu o günü… Ne acılar ve ne sıkıntılara düşmüşlerdi.

Hem düşünmüyor musunuz, savaşlardaki galibiyetler nöbet nöbettir. O günleri Allah müslümanlarla kafirler arasında döndürür durur.

Ben Çanakkale kahramanlarının “Yetiş ey Allah’ım” demiş olacaklarını düşünüyorum. Sıkıntıları Allah’tan başka kim giderir?

Ben bu düşüncelerle hüzünlenirken, bir yeni sıkıntı kaynağı oldu “Uşara ve Kerbela” günü münasebetiyle yapılan bir sürü bid’at. Zincirlerle dövünenler, kendine eziyet edenler, feryadı figân ile ağlayıp dövünenler… İbrahim (a.s.)’ın, Eyüp (a.s.)’ın, Yahya (a.s.)’ın, Ashab-ı Uhdud’un çektikleri acıyı yâd etmeyi gerekli görmeyenlerin Hz. Hüseyin (r.a.)’ın yasını tutmayı dini bir vecibe haline getirmeleri bir yana; alınlarındaki bandajlarda yazılı “Ya Hüseyn” sözüyle anlatmak istedikleri umarım Hz. Hüseyin (r.a.)’dan istimdat anlamı taşımıyordur. İran Irak savaşı esnasında kefen giyerek cepheye giden İran’lı gençlerin alnındaki “Ya Hüseyn” “Ya Ali” ibaresini görmüş, yadırgamıştım. Neden “Ya Allah” değil de “Ya Hüseyn”? Oysa şehit olmak umuduyla cepheye gidiyordu bu insanlar.

“İnsanların birçoğu Allah’a eş koşmadan inanmazlar…” mealindeki ayet hiç çıkmaz aklımdan… Biliyorum biliyorum ağır gelecek bir çoğuna; kızacak, gücenecek, müslümanlar arasındaki birliği bozmakla bile suçlayacaklar. Fevri davranacaklar, öfkelenecekler düşünmeden. Bu yüzden değil mi zaten, üstü hep küllendi koca koca yanlışların ve bu yüzden değil mi arz üzerinde ki müslümanların çektiği çile? Tabi buna da itiraz edecekler. Farklılıklar ortaya koyarak birliği bozduğunuzdan dem vuracaklar.

İnanın bu işin şakaya gelir yanı yok. Bu namazda el bağlamak veya salmak gibi bir detay değildir. Bu tevhidin zedelenmesi gibi, hayati olmaktan öte bir iştir.

İman ve tevhidin safiyeti temin edilmeden kurulacak hiçbir birliğin hayrı yoktur. Ve yukarıda söz ettiğim tevhidi zedeleyen hususlardır. Bu sebeple her hangi bir endişeyle üstü küllenecek türden farklılıklar değildir.

İslam aleminin içinde bulunduğu hazin durum, Allah’ın yardımının bir türlü gelmemesindendir.

Nasıl gelsin ki? Allah sadece kendisinden isteyene yardım ulaştırır. “Allah bana yeter” diyene elini uzatır… Sadece kendisine güvenene güvence verir. Oysa bugün kimi insanlar “Yetiş ya Muhammed” kimileri “Ya Hüseyn” kimileri “Yetiş ya Abdulkadir Geylani” kimileri “Yetiş ya Şeyhim” demektedirler.

Kimi çağırırsanız o yetişir size, yetişebilirlerse tabi… Şeyhini çağıran birine Allah niye yetişsin? Ya da Muhammed (a.s.)’ı çağıran birine… Kimi çağırıyorsan o…

Biliyorum cüretkâr bulacaksınız belki. Ama şu mukayeseyi yapmaktan başka çarem yok “Yetiş ya Muhammed” demeyle “Yetiş ya Ebu Cehil” demek veya “Yetiş Lat, Menat, Uzza” demek arasında önemli bir fark olduğunu sanmıyorum. Eğer Allah’ın yanına bir eş katıyorsanız bunun İsa (a.s.), Musa (a.s.) veya Firavn olması, Lenin olması arasında bir fark yoktur. Nitekim İsa (a.s.) yüce bir peygamberdi, Allah’ın kelimesiydi ama onu Allah’a ortak koşanlar katıksız müşrik oldular.

O halde insanların Allah’ın yanında bir başkasından istimdat istemeye cüret ettikleri düşünülürse benimki neden cüret sayılsın? Sakın yanlış anlaşılmasın, şirk belli bir bilinç, şuur ve kasıtla yapılan davranışlar, sözler ve düşüncelerle çıkar ortaya. Ben bu çeşit işlerin daha çok cehalet ve düşüncesizlikle yapıldığı kanaatini taşıyorum.

Ama bu bilgisizlik ve düşüncesizliğin sonu hayra alamet değil elbet.

Ömer Şevki HOTAR – İktibas

3 Yanıt, ““Yetiş Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn””


  1. 1 Nadir Haziran 12, 2009, 11:53 am üzerinde

    Bizim soveytelerin komunistleri de gormedikleri ve elleriyle tutmadiklari seylere hurafe derlerdi.
    Bu yazinin selefi yazarina ne denir ki?
    Yesil komunist!
    o kadar.

    Canakkale zaferini bilmem, ama butun Islam aleminin zaferlerinde suheda ruhlari hep hazirdi.

    Maddicilik akidesinde olan selefi-vahabi mesrepli komunistler elbette onu goremezler.
    Cunku inkarcilara Kurani Kerimde “Onlar kordur” buyurulmus.

  2. 2 huseyni Haziran 30, 2009, 9:28 am üzerinde

    İnanın bu tekfirci , ümmeti şirkle itham eden ,küfürle itham eden abdulvahabın peşinden giden ,tefrika üretmekten başka bir iş yapmayan , harici zihniyetli ,irfandan ,aşktan ,fedakarlıktan nasibini alamamış , kendi sığ beyinleri ile materyalist ve septik bir islam oluşturan sözüm ona düşünürler(!)in islama vurdukları darbe emperyalistlerin vurduklarınından çok fazladır. Yazık be Kuran merkezciyim diye geçinip kendilerinin dışındakileri küfürle şirkle itham ederler, Kurandan ise bihaberler …Sadece adını bilirler , bir de ibn teymiye ,ibn abdulvahap, ziyaadin kutsi ….tekfirci adamların bakışına göre islamı yorarlar ,Allah ümmeti bunların şerrinden muhafaza eylesin ,sünni -şia kardeşliğini daim eylesin …

  3. 3 Hacı Ali Haziran 30, 2009, 12:41 pm üzerinde

    Hasta olunca doktora gitmek de şirk midir? Allah’dan gelecek şifayı kul dan istmek pek sağlıklı gelmez bu fikirlere herhalde…
    Peki ya canımızı Azrail mi alıyor Tanrı mı? Nefesimiz, bizmi alıyoruz Tanrımı veriyor Ayı parmağıylada iki ayırmamış olabilir tabi zaten varlıkda bizim bildiğimiz fizik kadar Ölmeden önce ölenler ölüpdemi dirilmişler. karışık herhalde bu işler en iyisimi burada boşverelim


Yorum Yapın




MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

Facebook'ta reklam verin, Türkiye genelinde 12 milyon kullanıcıya erişin !

BURADA

web tracker