İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları ve bunlara benzeyen terkipler günlük siyasal/sosyal dilde sıkça kullanılıyor; kanaatimce bir anlamda eritiliyor hatta tüketiliyorlar. Hele İslam’a aidiyetleriyle şöhret kazanmış kalem erbabının dilinde ulu orta savrulan söz konusu söylemleri okudukça/işittikçe içim burkuluyor. Mü’minlerle mü’min olmayanların Hak anlayışları nasıl bu kadar birbirine benzeyebilir, şaşıyorum. Hak, hukuk ve hakikat kelimelerinin akrabalığını, yakınlık derecelerini, türev ve tedailerini en iyi, en doğru bilmesi, anlaması gerekenler mü’minlerdir. Çünkü Allah Hak’tır. Bilcümle hukuk ve hakikatin kendisi ve menşeidir. O mutlak hak, mutlak hakikattir. İnsan hakları ve benzeri kullanımları, sıkça önümüze süren mü’minler hadisenin bu boyutunu ihmal ederek, unutarak konuşabilir, yazabilirler mi?
Seküler anlayışın yani varoluşumuzdaki ilahi iradeyi gözardı eden, yok sayan bir zihniyetin insan hakları terkibine yüklediği anlam ile mü’minlerinki birbiriyle örtüşebilir mi? Düşünün ki seküler anlayış Hak’kı tanrı veya tanrıların elinden (ç)almış, onların hazinesinden aşırıp kendi mülkü kılmış gibi böbürlenir. Hak’kın tayin ve tespitindeki ilahi rolü insana hamleder. Bugünkü İslam dışı dünyanın hemen tümü hak, hukuk ve hakikatin kriterlerini insan teki veya kalabalıklarının ins(af)iyatifine terketmiştir. Onların insan hakları namına dile getirdikleri her iddia beşeri keyfiliklerin gaddarlığına maruzdur. Şahsiyeti kalabalıkların kahrına medar bırakan zalimane bir mantığın eseridir. Okumaya devam edin ‘Hak’ka Rağmen Hak’
Rezilliğin belgesi… Türkiye dinleme skandalları ile çalkalanırken, emniyetin Türkiye’deki tüm görüşmeleri dinlediği ortaya çıktı.

Ne Dediler ?