'Tarikatlar' kategorisi için arşiv

Yusuf’un Gömleği

Asr-ı saadetten sonra Kur’an’ın hükümleri ve hikmeti, Yusuf’un kuyuya atılışını yaşadı. Bu terk ediş, kendisini en bariz şekliyle yaşama ve anlama noktasında gösterdi. Kendimize farz kıldığımız eylemler ise anlamadan okumak ve dinlemek şeklinde tezahür etti ve etmeye de devam etmektedir. Asırlar sonrasına gelindiğinde elimizde öz mecrasından uzaklaştırılmış ve bir çok yabancı anlayışların tazyiki altında kalmış bir din oluştu. İnsanlar, sahiplendikleri değerleri İslam’a göre yönlendirecekleri yerde, Tevhid dinini kendi arzularına kurban ettiler. Uygulama açısından risk sayılabilecek hükümleri arkalarına atarak Müslümanım diyenin de, gavurun da ses çıkarmayacağı iki yüzlü bir model oluşturdular. Bu yeni dine uygun hale getirdikleri akidelerine de bağlandılar. Okumaya devam edin ‘Yusuf’un Gömleği’

Acıkmış Katıra Gül Koklatmak

Domuz sürüsüne kuzu katılmaz

Lütuf tarlasına adım atılmaz

Acıkmış katıra gül koklatılmaz

İt eniği ite çeker unutma!”

Böyle diyor, söz ustası Abdurrahim Karakoç, “unutma!” başlıklı şiirinde. İnsanın söz ustası olması bir başka. Benim sayfalarla ancak ifade edebildiğim bir meramı o, bir tek cümleyle bir çırpıda anlatıveriyor… Bu tür sözler Türk halk muhayyilesinde de yeterince bulunmaktadır. Halk, günlük konuşmalarında bu sözlerden azami derecede yararlanmaktadır.

“Acıkmış katıra gül koklatılmaz!”

Peki ama neden?

***

Bu “neden”e cevap verebilmek için lafı birazcık dolaştırmak zorundayız. Bilindiği gibi katır, eşekle atın birleşmesinden doğan (babası eşek, anası kısrak) bir ara hayvandır. Yani o ne eşektir, ne attır. Anlayacağınız katır, daha baştan, nesebi gayrı sahih olmaklık bakımından, vukuatlıdır… Bu “neseb” işini hafife almamak lazım. Bunun dışında, katır ve katırın sulbünden geldiği eşek cinsi, ağır işlerde iyi iş görmekle beraber, kaba-sabalığı, ince fikirli olmaması, daha doğrusu hiç fikir edememesi, zeki olmaması ve üstelik de oldukça inat olmasıyla maruftur. İlaveten, katır, her ne kadar öldürücü tekmeler gibi güce sahipse de, sanattan anlamaz. Sanat üretemez. Bunu eskiler “eşşekten perşembelik umulmaz” sözüyle özetlemişlerdir… Okumaya devam edin ‘Acıkmış Katıra Gül Koklatmak’

“Yetiş Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn”

Gazetemi okuyor, bir yandan da İslami(!) radyonun kısık sesine kulak veriyorum.

Çanakkale zaferinin yıldönümü münasebetiyle, gösterilen kahramanlıklardan söz ediliyor. Gerçekten büyük ve çetin bir zafer Çanakkale.

Allah’ın nusrat ve iradesiyle kazanılmış bir zafer. Böyle olmalı… Ölümle burun buruna gelen her insan gibi Çanakkale’de savaşan mehmetçik de bütün içtenliğiyle Allah’tan, ama yalnız Allah’tan yardım istemiş olmalı.

Tıpkı peygamber (a.s) ve ashabının sadece Allah’tan istimdat ettikleri gibi.

Ama bugün öyle olmuyor… Çanakkale savaşının kahramanlarını yüceltecekler ya… Tugay komutanı bilmem hangi paşa yardım istenecek yeri biliyormuş… Bağırmış üç kere “Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed!” ve yetişmiş Muhammed (a.s.); “Geldim buradayım, yanınızdayım” demiş. Onun ruhaniyeti ve himmetiyle kazanılmış zafer. Böyle uzayıp gidiyor hikaye. Okumaya devam edin ‘“Yetiş Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn”’

Elbiseyi Temizlemek

İnanmak ya da inandığını zannetmek birbirlerinden farklı iki anlamı ifade eder. Her ne kadar ikisi de inançla alakalı kavramlar olsa bile ikinci tanımlama zannın hakimiyetine göre yapılanmış bir bilinçlenmeyi ifade etmektedir. Bu tür zann bilgilerle bilgilenmenin ayetlerle de ifade edildiği gibi hakikatte ne dünya ne de ahiret için hiçbir hayrı yoktur. Zan ne zaman bilgiyi güdümüne alırsa gerçekler şüphe ve hezeyan anaforunda asıl ekseninden uzaklaşır. Bu durumda elde bulunan bilgiler hakikatin izafileşmesine zemin hazırlar. Okumaya devam edin ‘Elbiseyi Temizlemek’

Mevlana ve Mevlevilik üzerine ilginç söyleşi

27.04.2002 Tarihli “Ceviz Kabuğu” programına, konuyla ilgisi dolayısıyla Prof. Dr. Mikail Bayram’da katıldı. Telefon bağlantısı ile yayına katılan ve Mevlana ve Mevlevilik üzerine görüşlerini aktaran Bayram, program sunucusunun daha önce hiç duymadığı fakat İKTİBAS okurunun yakındığı bildiği görüşlerini söyleyince “kızılca kıyamet” koptu. Bu ilginç tartışmayı bilgilerinize sunmakta yarar gördük.

HULKİ CEVİZOĞLU- Profesör Doktor Mikail Bayram hattımızda.

İyi geceler Sayın Bayram.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- İyi geceler efendim.

HULKİ CEVİZOĞLU- Buyurunuz, sizin bir bilim adamı olarak görüşlerinizi rica ediyorum; Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanısınız, buyurun.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, öncelikle oradaki konuşmacı arkadaşları selâmlıyorum ve anladığım kadarıyla da, bana, daha çok Mevlana ve Mevlana etrafındaki oluşumlarla ilgili sorular tevcih ediliyor. Bu münasebetle adımdan söz edildi, onun için ben bu konuya yönelmek durumundayım. Tabiî, bu konuyu işlerken de, elbette tarihçi olmam hasebiyle tarihî olaylarla paralel olarak konuyu izah etmeye çalışacağım. Az önce konuşmacılar da söylediler, 1243 yılında Moğollar Kösedağ zaferini kazandıktan sonra Anadolu’yu istila ettiler. Hatta Erzurum’da, Erzincan’da, Tokat’ta, Sivas’ta, Kayseri’de büyük katliamlar yaptılar, yağma hareketleri yaptılar ve özellikle Tokat’ta, Moğol Ordu Komutanı Baycu Noyan Kayseri’yi muhasara ettiği zaman, Kayseri çevresinde toplanmış olan Moğol askerleri arasında Mevlana’nın hocası Şems-i Tebrizî’nin müritleri de mevcut idi. Bunlara Kalenderiler tabir ederler. Şems-i Tebrizî bir Kalenderi dervişidir, bir Kalenderi şeyhidir. Hatta bu Kalenderiler, Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. Ve şehre girdikten sonra da Moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. Eğer tarihçiler mübalâğa etmiyorlarsa, onbinlerle ifade edilen Ahi ve Türkmenler burada katliama tâbi tutuldular. Ahiler ve Türkmenler burada katliama tâbi tutulurlarken, Mevlana’nın hocası olan Kayseri’deki Seyyid Burhaneddin’in, eteğine paralar, altınlar saçtılar. Buradan şunu demek istiyorum: Kalenderi dervişler ve Mevlana’nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat hâlindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlardı ve özellikle de Şems-i Tebrizî ve Şems-i Tebrizî gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Olay sadece Mevlana’yla sınırlı değil, Şems-i Tebrizî’yi de ajan olarak kullanıyorlardı. Şems-i Tebrizî Moğol ajanı idi ve Moğol ordularının içindeydi. Okumaya devam edin ‘Mevlana ve Mevlevilik üzerine ilginç söyleşi’

Sonraki Sayfa »


MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

Facebook'ta reklam verin, Türkiye genelinde 12 milyon kullanıcıya erişin !

BURADA

web tracker