<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>ÇELİŞKİLER</title>
	<atom:link href="http://celiskiler.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://celiskiler.wordpress.com</link>
	<description>Çelişkini Terket !</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Mar 2009 13:55:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/6e8ffe09df9e5bce0c554377d1be2d51?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>ÇELİŞKİLER</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>AKP&#8217;ye sesleniyorum&#8230;</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2009/03/05/akpye-sesleniyorum/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2009/03/05/akpye-sesleniyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 13:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Ekononmi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/2009/03/05/akpye-sesleniyorum/</guid>
		<description><![CDATA[
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=940&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4253588448817118705'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4253588448817118705'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/940/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/940/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/940/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/940/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/940/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/940/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/940/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/940/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/940/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/940/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=940&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2009/03/05/akpye-sesleniyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yusuf’un Gömleği</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/yusuf%e2%80%99un-gomlegi/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/yusuf%e2%80%99un-gomlegi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:22:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gelenek Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=524</guid>
		<description><![CDATA[Asr-ı saadetten sonra Kur&#8217;an&#8217;ın hükümleri ve hikmeti, Yusuf’un kuyuya atılışını yaşadı. Bu terk ediş, kendisini en bariz şekliyle yaşama ve anlama noktasında gösterdi. Kendimize farz kıldığımız eylemler ise anlamadan okumak ve dinlemek şeklinde tezahür etti ve etmeye de devam etmektedir. Asırlar sonrasına gelindiğinde elimizde öz mecrasından uzaklaştırılmış ve bir çok yabancı anlayışların tazyiki altında kalmış [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=524&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img style="margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/yusufun-kanli_gomlegi.jpg?w=300&#038;h=269" alt="" hspace="6" width="300" height="269" align="left" /><span style="font-family:Verdana;">Asr-ı saadetten sonra Kur&#8217;an&#8217;ın hükümleri ve hikmeti, Yusuf’un kuyuya atılışını yaşadı. Bu terk ediş, kendisini en bariz şekliyle yaşama ve anlama noktasında gösterdi. Kendimize farz kıldığımız eylemler ise anlamadan okumak ve dinlemek şeklinde tezahür etti ve etmeye de devam etmektedir. Asırlar sonrasına gelindiğinde elimizde öz mecrasından uzaklaştırılmış ve bir çok yabancı anlayışların tazyiki altında kalmış bir din oluştu. İnsanlar, sahiplendikleri değerleri İslam&#8217;a göre yönlendirecekleri yerde, Tevhid dinini kendi arzularına kurban ettiler. Uygulama açısından risk sayılabilecek hükümleri arkalarına atarak Müslümanım diyenin de, gavurun da ses çıkarmayacağı iki yüzlü bir model oluşturdular. Bu yeni dine uygun hale getirdikleri akidelerine de bağlandılar.</span><span id="more-524"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Medine&#8217;nin devletleşmesinden ve İslam ordularının arka arkaya zaferler kazanmasından sonra, yeni dine katılımlar fazlalaştı. Ancak zamanla insanlık için numune sayılabilecek Bedir ashabının safiyeti ve samimiyeti ortadan kalktı. Yalnızca aynı kaynaktan beslenen bu güzide insanlar baskı, işkence, hicret, açlık gibi muamele ve şartlara maruz kalmalarına rağmen kovuldukları Mekke&#8217;ye aynı itikatla döndüler ve ayrılığa düşecekleri hiçbir nokta olmadı. Ancak zamanla katılımların fazlalaşması yeni sorunları ortaya çıkardı. Özellikle Resulullah’ın vefatından sonra taşınan kültürlerin etkisi daha da arttı. Ömer ve Ebubekir zamanında yönetimin dirayetli tavırları bu ateşi küllerin altından çıkartmamıştı. Osman zamanındaki devlet zaafiyeti ve Ali dönemindeki karışıklıklar bozguncuların hilelerini tekrar ortaya çıkarmasına fırsat verdi. Özellikle yönlenmeye aşırı müsait karakterli sahabelerin bu işlerde paravan olarak kullanılması daha sonraki dönemlerde açmazların artmasına sebep oldu. Bu açıdan verilebilecek örneklerden birisi de Kabu&#8217;l Ahbar&#8217;ın, hurafelerini Ebu Hureyre&#8217;nin ağzından söyletmesidir. Dün Peygamberin ve Ashab-ı Suffa&#8217;nın yanında yer alan şahıs, saltanatın timsali olan Muaviye&#8217;nin zamanında onu övücü ifadeler kullanacaktır. Muaviye&#8217;nin iktidarında Ali ve yakınlarına yapılan hakaretlerden sonra değerlerin nasıl kurban edildiği görülmüştür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Zaman daha sonraları kendisine mezhep kapılarını araladı. İmamların değerli görüşleri akide haline getirildi. Onların muamelata ilişkin görüşleri de nass kabul edildi. Görüşlere, helal ve haram sınırını belirleyici esaslar olarak bakıldı. Bir tarafa çekilip insafla bakacak olursak Müslümanların mezheplerden önceki hayatlarının mezhepler sonrası durumlarından daha istikrarlı olduğu pürüzsüz görülebilir. Fırkalaşmalar bununla da kalmadı. Hilafetin saltanatlaşmasından sonra oluşan diktacı yönetimler adalete davet edenleri ortadan kaldırdılar. Bilgi ya susturuldu ya da satın alındı. Kurumlaşan baskı ortamlarında artık düşüncesini ifade edemeyen ve kurdukları eko sistemde kapalı havza hayatı yaşayan gruplar oluştu. Yani İslam bir şekilde manastır kültürüyle tanıştı. Arkasından şeyhlerinin önderliğinde de bir lokma, bir hırkaya talip olan Müslümanların, Ömer ve Ebuzer Gıfari&#8217;yi unutarak insanların mallarını haksız yolla toplayan tekelci idarecilere karşı nasıl boyun eğdikleri ortaya çıktı. Bu gruplar arasında öyle fikirler gelişti ki Allah Resulü&#8217;nün hayatında, ne söylediği ne de yaşadığına dair izi bulunması mümkün olmayan eylemler, din ve takva adına müritlere emredilir oldu. Ancak müsaade edildiğinde konuşabilen, düşünebilen ve harekete geçebilen bu kabile mensupları, Ümeyye&#8217;nin elindeki Bilal kadar köleleştiler. Artık yeni oluşan akide, üstad ya da Şeyh&#8217;in eylemlerindeki yanlış ya da doğrulara kayıtsız şartsız teslimiyetti. Daha üç asır geçmeden Bedir neslinin mirasını üstlendiğini söyleyenlerin durumu bu hale geldi. Genişleyen İslam nüfuzu yeni kültürleri, geçen asırlar ise başka fikirleri Müslüman coğrafyalarla tanıştırdı. Bu fikirlerin yönlendirdiği liderler devletleri yönetti. Özden uzaklaşan Müslümanlar dinin hükümlerini belirli alanlara indirgeyerek bu yöneticilere boyun eğdiler. Bu zulmün süregelen hakimiyeti de Resulullah’a atfedilen uydurma hadislerle &#8220;zalim sultana itaat etmek&#8221; şeklinde amel haline geldi. Her ne zaman öze dönerek peygamberini ve onun güzide ashabını örnek alıp baş kaldıran Müslümanlar çıktıysa da, o zamanki rejimlerden önce mevcut din uluları ve onlara bağlı cemaatler ağızları ve yayın organları ile müminleri fitneyi uyandıranlar olarak suçladılar. Oysa fitne hiç uyumadı ama Müslümanım diyenler uykularından hiç uyanmadılar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yukarıda bahsedilen süreç Müslümanların tarihinde yüzlerce yıldan beri yaşanıp gitmektedir. Ancak iyice incelersek bu tahribat hiçbir zaman dışarıdan gelmemiştir. Nihayetinde dışarıdan gelecek saldırı, fikri ve kültürel etkisinden önce ok ve mızraklarını, günümüzde ise tank ve tüfeklerini göstermektedir. Böyle bir durum her toplumda tepki oluşturur. Öyle ise yapılması gereken kurbağayı kaynar suya atmak yerine onu soğuk suya koyarak altına ateş yakmaktır. Böylece sıçrayıp kaçması engellenebilir. Rahmetli Ercüment Özkan&#8217;ın dediği gibi şirk İslam’dan öcünü Hıristiyanlık, Musevilik ya da ateistlik yolu ile almadı. Tasavvuf yolu ile aldı. İslam&#8217;ı az önce saydığımız dinler ile birlikte birçok gelenek ve fikrin boyunduruğu altına soktu. Bu yeni yapılanma ise karşımıza İslam olarak çıkarıldı. Bu karma din kendi içinde feraseti ve basireti o kadar iyi (!) gelişmiş alimler yetiştirdi ki gündüz gözünün önünde diz çöküp emir eri gibi bekleyen müritlerin gece yatak odalarına kadar sirayet edebilenlerini üretti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Görülmesi gerekir ki zarar dışarıdan gelmedi. Ben bugün köyüme gitsem ve Ali Amca&#8217;nın kolundan tutarak ona yirmi sene Hıristiyanlığı, Museviliği yada ateistliği anlatsam yahut da Darwin’in teranelerini bilim adına aktarsam, canım çıksa da bana inanmaz. Onun bana mukavemeti en az Osmanlının haçlı ordusuna direnişi kadar aziz ve cesur; ama tepesindeki saltanatı hilafet sanacak kadar cahilane olur. Ancak elindekini asla bırakmaz. İyi de elindeki nedir? Ama Ali amcanın yanına piyasadan, din adına konuşan, dili dönen birisi gelse, abdest ve namaz faslından sonra onu laik ve demokratik devletin başkanına ulü&#8217;l-emr niyetine biat ettirir. Arkasından gelecek ehl-i tarik bir sufi de Enveru&#8217;l- Aşikin&#8217;den okuduğu birkaç sayfa da firavunun sakalının dokuz, boyununsa sekiz karış olduğunu anlatarak gözyaşı döktürür. Lakin Musa kimdir? Zalim yönetime nasıl baş kaldırmıştır? Bunlardan musalla taşına gidene kadar haberi bile olmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Öte yandan çağdaş ve laik bir Müslüman olduğunu söyleyen zata Kur&#8217;an&#8217;dan biraz bahsetseniz size gelişen dünyanın değerlerini ve anasının haciye babasının da hoca hacı takımından olduğunu anlatır. Fikirleriniz onun için düzen bozucu ve yıkıcıdır. Oysa İslam’ın kardeşlik dini olduğu, &#8220;sövene dilsiz ve elsiz gerek&#8221; sözleriyle Yunus dinine çağrı yapar. Ayrıca firavunun çağdaş büyücülerinin statükocu, sömürücü ve özden uzaklaştırıcı sözlerini İslam zannederek onlarla biraz tedrisat yapmanızı söyler. Ne değirmen ama&#8230; Eline Kur&#8217;an&#8217;ı alan ve davet eden Müslümanın, geleneğin ve modernizmin bu değirmen taşları arasında öğütülmekten başka yolu var mıdır?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu sözlerin hiçbirisi havralardan ve kiliselerden çıkmamaktadır. Ben Müslümanım diyen insanların dillerinden dökülür. İslam, başkaları tarafından değil, Müslümanım iddiasında bulunanlar tarafından örtülmekte çukura gömülmektedir. Yusuf&#8217;u kuyuya atanlar başka ailelerin ya da ülkelerin insanları değildirler. Yusuf kendi kardeşlerinin yoldan çıkmışlıkları neticesinde kuyuya atıldı. Nübüvvetin yeryüzünden gizlenmesidir bu. Yakup gibi bir insana yakın olmak tehlikelidir. Onlar vahye çağırırlar; bu ise hevalarına uyanların kinlerini arttırmaktan başka bir şey yapmaz. Zamanımızda ise Muhammed&#8217;in davet ettiği kitap,Yusuf gibi kuyuya atılmıştır. Bize geri getirilenler ise Yakub&#8217;a götürülen yalan kan sürülmüş gömlek gibi hurafelerin karıştırıldığı İslam&#8217;dır. O gömlek nasıl Yakup’u kör ettiyse Muhammed’in yolu niyetine bize öğretilen hurafeler kör olmamızdan başka bir işe yaramadı. Artık gerçekleri görmek yerine kulaklarımıza fısıldananlarla yetinmek zorunda kaldık. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerin benzerleri, Muhammed’in yolunu tahrif ettikten sonra, hilebaz kardeşler adetince hezeyanlarını bu dinin içine soktular. Bu değerlerden uzak tutulmuş günümüz insanı Yusuf’u tanıyamadı. Kervancıların sattığı Yusuf olmak yerine, insanları satılan köleler yaptılar. Fuhuştan kaçmak yerine onun peşine takıldılar. Allah&#8217;a davet yerine her azgın şeytanın yoluna uydular. Kıtlık zamanında stokçu oldu. Bolluk zamanında ise hortumcu. İktidara geldiğinde ise adaletle hükmetmek yerine zalim oldu. Kendisine sıkıntı çıkaranları affetmek yerine kelle avcılığına soyundu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Toplum Muhammed’in bıraktığı mirası sahiplenmek yerine onu kuyulara, ona inananları da zindanlara koydu. Onun yolunda olduğunu söyleyen sözde takipçileri ise davet adına yaptıkları eylemlerde uyanış yerine uyuşmayı, basiret yerine körlüğü getirdiler. Kimileri gözünün önündeki okullardan kovulan başörtülü öğrencileri görmezken İngiltere&#8217;deki Stewan Hawking&#8217;in Dabbetü&#8217;l Arz olduğunu tescilleyiverdi. Bu muazzam keşfi sayesinde Müslümanların yıllarca çözemedikleri sorunu da ortadan kaldırdı! Fakat hiçbir zaman tepemizde debelenen dabbeleri ve tepelenen dabbezedeleri göremedi, görmek istemedi. Din konum ve makama feda edildi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bilgi o kadar çığırından çıkarıldı ki birileri nübüvveti kuyulara hapis ederken kendisini frenleyemeyen kalem ehli ise Zülkarneyn&#8217;i uzay yolculuğuna çıkardı. Şu peygamberlerin sözleri ne zaman yeryüzünde dinlenecekti acaba? Galakside Ye&#8217;cüc ve Me&#8217;cüc arayanların sokaklarda akan insan seline, haberlere, gazetelere bakmaları yeterlidir. Tevhidin duvarlarını yıkanların her türlü pislik selini insanlığın önüne akıttıklarını görmek için rasathaneye gerek var mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnsanları, vahiyle mükellef edilen asıl noktalardan tali meselelere çekmek, affedilmesi mümkün olmayan bir yanlıştır. Tevhidle tanışmamış ve bu yüzden şirkten ve bunun doğal sonucu olarak da kölelik ve cehaletten kurtulamayan insanın, itikadi yanlışlarından önce ameli kusurlarını ortadan kaldırma çabaları Mekke&#8217;yi yaşamadan Medine devletini kurmak gibi olur. Hiçbir hareket davet dönemini yaşamadan devlet dönemini oluşturamaz. Peygamberler her zaman bu şekilde yönlendirilmiş, kimileri davet dönemini tamamlayabilmiş kimileri de bu noktadan sonra devlet dönemine geçmiştir. İşte Kur&#8217;an&#8217;daki hikmet budur. Vahyin peyderpey inişi, yürüyüşün sağlamlaşması içindir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Mekke, tevhid, risalet ve ahiret inancının bilinçleri şekillendirdiği dönemdir. Öyleyse o zamanlar yapılan çağrıda uygulanan yöntem günümüzde uygulanan modelin aksine işlemektedir. Bugün kitabın tamamı elinde olduğu halde zulümle sessiz ve barışık yaşayanların, Mekke&#8217;de inmiş olan henüz birkaç sayfalık ayetlerin aralamış olduğu acımasız dönemleri iyice düşünmeleri gerekmektedir. Üstelik bu dönemde henüz muamelat ile ilgili hükümler gelmemiştir ki bizler bugün itikadi alan yerine tartışmalara bu sahadan başlamaktayız. Sahabenin kızları okullara başörtülü gidiyorlardı da bu zalimler çileden mi çıkıyordu? Cevap hayırdır. Çünkü o ayetler henüz hüküm alanında değildi. Namaz mı emredilmişti ki kılınması onlara ağır geliyordu? O da değil. Oruç?..Medine&#8217;de farz oldu. İçki, faiz gibi haramlar da devlet döneminde emredilen yasaklardır. Öyleyse müşriklerin müminlere saldırılarının kaynağı neydi? Sümeyye hangi ilimleri tahsil etmiş ve eyleme dökmüştü ki acımasız müşrikler onu katledecek kadar ileri gitmişlerdi. Bütün bu zulümlerin kaynağı hükmetme esaslarının doğduğu kaynakla ilgiliydi. Yaratma noktasında en az müminler kadar Allah&#8217;a teslim olan müşrikler hüküm koyma sorunu gündeme geldiğinde kendi kanun ve kurallarını koyarak ilahlığa soyunuyorlardı. Mekke Allah&#8217;ın hükümlerine göre şekillenecek olursa bugüne kadar ekonomik, siyasi, askeri alanlarda elde edilmiş makam ve mevkiler Kureyş ulularının tekeli olmaktan çıkabilirdi. Hele hele Allah&#8217;tan vahiy aldığını iddia eden bir çobanın eline teslim edilmemeliydi. İlahi hükümler bir yana kendilerine karşı koyanın muhatap kabul edilme şartı bile mal, makam ve soyluluğa bağlı olmalıydı. Ne yazık ki müşriklerin görüntü tercihleri bugün Müslümanım diyen insanların da kronik bir hastalığı olarak devam etmektedir. Kendilerini ayetlere çağıranlarda aradıkları hususlar bilginin doğruluğu ve faydası yerine nerelerden icazetli olduğuna dairdir. Görüldüğü gibi ipler tercih noktasında kopmaktadır. Hayatı yönlendirecek ve hükmedecek olanın kaynağı kavganın temel sebebidir. Tercih noktasını gereği gibi belirleyemeyen insanı ameli sorumluluklara davet etmek, sırtına gereksiz yük yüklemekten başka bir şey değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yukarıda bahsettiğimiz gibi sorun dışarıdan kaynaklanmamakta bilakis kendi içimizdeki cehaletimiz ve kör teslimiyetimizden doğmaktadır. Cehalet kavramı ne yazık ki sadece okuma ve yazmadan mahrum kalma sorunu gibi telakki edilmektedir. Oysa Kur&#8217;an bu kavramı küfürle eş tutmuşken bir Müslümanın müşriklere ait bu sıfatı taşıyor olması olacak iş değildir. Bu kusuru görmemiz gerekirken insanları Allah&#8217;ın kitabına davet edenleri de olmadık iftiralarla suçlamaktayız. Bu iftiralarla onları kimi zaman Vehhabi kimi zamanda Harici yaptık. Yetinmedik. Ayetleri takdim edenleri peygamberi dışlayanlar olarak lanse ettik. Peygamber de insanların gündemine vahyi takdim etmiyor muydu? Bu kör-cahil yaşantımız devam ettiği müddetçe her defasında Yusuf’un bir kuyudan bir kuyuya atılışını yaşamamız kaçınılmazdır. Bu taktirde her kapitalist ve zalim kervancının bizi demokratik, sosyalist ve hümanist pazarlarda köle niyetine satmasına karşın hiçbir şey yapamayacağız. Ne zaman kuyuya atılmış Yusuf/vahiy değerimize sahip çıkarsak, gözlerimiz açılacak, adaletin ikamesiyle kanlı gömleklerin altında boğulan Müslüman coğrafyalar kurtuluşa erişecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bugünün tarihi dünyayı, hayatı, insanlığı, insanlık değerlerini yıkarak, yakarak, yok ederek ilerliyor. Daha doğru bir ifade ile tarih ilerlemiyor, geriye doğru gidiyor. Tarihsel zorbalık karşısında insanlık, küresel bir kâbus, küresel bir umutsuzluk, küresel bir çöküntü ve küresel düş kırıklıkları yaşıyor, insanlık küresel bir cezalandırma tehdidine tanıklık ediyor, ABD’nin ve İngiltere&#8217;nin özel çıkarları, insanlığın genel çıkarlarından çok daha üstün tutuluyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Propaganda araçlarına egemen olanlar, çıkarlarına uyurun tanımlar, yorumlar yapıyor ve bu temelsiz, kuşkulu, müphem, tek yanlı tanımları, yorumları bütün bir insanlığa dayatıyor. Bugün daha da güncel ve sansasyonel bir biçime sokulmuş bulunan &#8220;terörizm&#8221; tanımı da egemenlerin çıkarlarına hizmet edebilecek şekilde tanımlanıyor. ABD kendisine yönelik &#8220;terörist&#8221; saldırıları hem iç hem de dış politikada çok büyük ve çok verimli bir çıkar malzemesi olarak keyfi bir şekilde kullanıyor. Küresel propagandanın hiç bir anlamda çözümlemeleri yok, yalnızca sloganları var. Afganistan&#8217;a yönelik savaşın amacı, ABD ve İngiltere&#8217;nin emperyalist vasfını ve özelliğini tahkim etmek değil de; gerçekten terörizmle savaş olsaydı; bu takdirde öncelikle, kurulduğu tarihten itibaren sistematik bir biçimde Filistin halkına karşı terörist operasyonlar ve etnik soykırım uygulayan İsrail&#8217;e savaş açmak gerekirdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İslam Dünyası toplumları asla hak edilmemiş bir dışlanma ve eşitsizlik durumuyla, adil olmayan kısıtlamalar ve baskılarla karşı karşıya bulunuyor. İnsanlık propaganda yoluyla yönlendiriliyor. İdeolojik/politik kategoriler, klişeler ve propaganda insanı gerçeklikten uzaklaştırıyor; düşünemez, üretemez, direnemez, hareket edemez hale getiriyor. İdeolojik/politik egemen dil, ahlakdışı sınırlamalar ve tanımlamalar üreterek düşünsel, kültürel, siyasal hayatı kirletiyor, çölleştiriyor. İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak eleştiriler, sorgulamalar, karalamalar, aşağılamalar emperyalist iradenin ve propagandanın istediği yönde yoğunlaştırılıyor. Emperyalist iradenin uydusu olan çevreler, ideolojik kategorilere ve formüllere kölece boyun eğiyor, hiç bir şekilde bakımsız bir düşünceye ve yoruma sahip olamıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sınırsız teknolojik büyüme ve tahakküm bütün insani alanları, anlamları küçültüyor, barbarlıkları yüreklendiriyor, çoğaltıyor. Küresel tahakkümün, fiziksel şiddet dışında hiç bir dayanağı yok, Teknolojik gelişmeler, daha çok ölüm, daha fazla ölümleri kolaylaştırıyor. İnsani, ahlaki, manevi kesinlikler kayboluyor. Egemen propaganda sistemi aracılığıyla insan bir şekilde kişiliksizleştiriliyor, tutsaklaştırılıyor, bir kurbana dönüştürülüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Küresel propaganda yoluyla gerçekler yasaklanıyor, bastırılıyor, zorlanıyor, sansür ediliyor, gizleniyor, örtülüyor ve insanlık yalnızca ABD’nin tercihlerini kabule mahkum bırakılıyor. Günümüzde insanlık, tek uygarlık ve tek kültür dayatması ile karşı karşıya bulunuyor. İnsanlık tarihi boyunca, uygarlıklar tarihi boyunca, insanlığın sahip olduğu en büyük ve değerli kazanımların, uygarlıklar arası etkileşimler vesilesiyle saklanmış olduğu gerçeği unutuluyor. ABD, farklı inanç, kültür ve uygarlık geleneklerini, birikimlerini, kültürlerin, uygarlıkların çeşitliliğini reddederek kendi ölçütlerini, evrensel ölçütlermiş gibi askeri yöntemlerle dünyaya kabul ettirmeye çalışıyor. İnsanlık dünyasına yalnızca korku ve endişe veren küresel faşizm ve militarizm, insanlığı ABD etiketi taşıyan bir sürüye dönüştürmek için küresel bir kuşatma yürütüyor. Militarist koalisyon, ideolojik karşıtlıklar temelinde, bütün bir insanlığı baskı altına alarak, tek taraflı politikalarını ve kendi doğrularını dünya gündeminde tutmaya çalışıyor. Militarist koalisyon dışında kalanlar &#8220;öteki&#8221; muamelesine tabi tutuluyor. Hayatımıza, varoluşumuza, anlam, derinlik, zenginlik kapandıran inançlarımız, değerlerimiz, kültürümüz, uygarlığımız küresel baskı ve egemenlik yapıları tarafından dışlanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İslam Dünyası yeni bir sömürgecilik serüveni ile karşı karşıyadır. Afganistan&#8217;a yönelik küresel ideolojik/politik/askeri kıyametin amacı, &#8220;terörizm&#8221;i yok etmek değil; Asya kıtası ölçeğinde siyasal, askeri ekonomik, kültürel gelişmeleri denetlemek, yönlendirmek, küresel tüketim için hayati önem arzeden enerji kaynaklarına vaziyet etmek, stratejik önemi olan Hazar havzasına ve Afganistan&#8217;a nüfuz etmek, Afganistan&#8217;da ABD ve Batı&#8217;nın çıkarlarını koruyup gözetecek Batı yanlısı bir rejim kurmak, dünya pazarlarında belirleyici anlamda egemen olmaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nasıl yaşayacağımıza; neyi, kimi, nasıl seçeceğimize; kimin yanında, kimin karşısında olacağımıza; neyi, nasıl tercih edeceğimize, küresel faşizm/militarizm karar veriyor. Bu durum çok alçaltıcı bir durumdur. Kültürel, geleneksel farklılıklar, çoğulculuklar kuşatılıyor. Halkların/toplumların, bir inancı, bir kültürü ve uygarlığı özgürce tercihi, seçimi, temsili açıkça engelleniyor. Postmodern kültürün de seçici bir moda, bir fantezi olduğu, lüks bir kültür olduğu görülüyor. Postmodern kültür Müslümanları, zayıfları, güçsüzleri, yoksulları, mahrumları kapsamıyor, Bugünün dünyasında farklılıkların eşit temsiline imkan kalmamıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Her alanda nihai ve kesin tercihler yapmakla yükümlü olduğumuz bir dönemdeyiz. Tarihsel sorumluluklarımızı yerine getirebilmek için bilincimizi köklü bir şekilde dönüştürebilmeliyiz. Bilinç düzeyinde bir zenginleşme, bir yükselme sağlanamazsa, statükolar de-ğiştirilemez. Abartılı, ölçüsüz, gerçekleştirilmesi güç Öneriler, taahhütler ve vaatlerde bulunmak; sansasyonel ve duygusal davranışları seçmek; yalanlarla, masallarla, menkıbelerle avunmak ve avutmak yerine; tarihe müdahale edebilecek bir iradeye ve bilince sahip olabilmek için çok çaba harcamalıyız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Uluslararası-uluslarüstü konjonktürün ve zamanın aleyhimizde olduğu; barbarlığın, anlamsızlığın küreselleştiği; insani niteliklerin yerini hayvani niteliklerin aldığı, bütün değerlerin sarsıldığı; akla, iyiye, doğruya inancın zayıfladığı; berbat bir suskunluk, moralsizlik ve boğucu bir durağanlık mevsiminden geçiyoruz. Karşılaştırma, ölçme, değerlendirme, mukayese etme ilkeleri, kriterleri yok oluyor. Bütün dünya basmakalıp yargılara dayalı sistem merkezli açıklamaları tüketiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yanılgılar tarihimizin temelinde yüksek düzeyde taşıdığımız ve bağlandığımız duygusallıklar yatıyor. Sorumluluklarımızı bir kenara bırakarak, kabusumuza çekilerek, kapalı yaşamayı seçmek asla bir çözüm olamaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sorumlulukları ertelemek, umutları ertelemektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Umutlar sorumluluklarla başlar, sorumluluklarla büyür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Küresel faşizmin/militarizmin yönlendirdiği tarihi onaylamak, bu tarihe kayıtsız kalmak; zulmü, adaletsizliği ve barbarlığı onaylamaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kalbimiz, ruhumuz, bilincimiz; kaynağını, yönünü, istikametini yitirmemişse eğer, henüz umutlar tükenmemişti. İyi, güzel, doğru şeyler yapma; iyi, doğru, güzel inşalara yönelme yeteneğimiz, azmimiz, birikimimiz varsa eğer; umutlar da var demektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Hayatımız, inançlarımız üzerine kuruludur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnançlarımıza sadakatsizlik ederek, hayatımızı yok edemeyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;" lang="TR"><a href="http://www.iktibas.info/dergi/ocak/dusunce2.htm" target="_blank"> Cemal ÇAĞLAK &#8211; Yusuf&#8217;un Gömleği</a><br />
</span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/524/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/524/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/524/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/524/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/524/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/524/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/524/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/524/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/524/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/524/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=524&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/yusuf%e2%80%99un-gomlegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/yusufun-kanli_gomlegi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Gençlere Tavsiyeler</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/genclere-tavsiyeler/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/genclere-tavsiyeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda kız-erkek bütün gençlerimize, özellikle de Müslümanım diyen, hele hele asıl İslam Kur&#8217;ân İslâmı üzerinde olduğunu söyleyen veya böyle olmayı isteyen gençlerimize aşağıdaki tavsiyeleri yapmakta yarar gördük. Şayet söylediklerimiz eğri ise kaale alınmaya, İslâmî doğrular ise  alına ve gereğince amel oluna&#8230;
Biz, bunları yazarken, vaktiyle kendimiz de gençken bu halleri yaşadığımızdan, istiyoruz ki bizim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=522&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img style="margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/genclere-tavsiyeler.jpg?w=260&#038;h=180" alt="" hspace="6" width="260" height="180" align="left" /><span style="font-family:Verdana;">Bu yazımızda kız-erkek bütün gençlerimize, özellikle de Müslümanım diyen, hele hele asıl İslam Kur&#8217;ân İslâmı üzerinde olduğunu söyleyen veya böyle olmayı isteyen gençlerimize aşağıdaki tavsiyeleri yapmakta yarar gördük. Şayet söylediklerimiz eğri ise kaale alınmaya, İslâmî doğrular ise  alına ve gereğince amel oluna&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Biz, bunları yazarken, vaktiyle kendimiz de gençken bu halleri yaşadığımızdan, istiyoruz ki bizim yaptığımız hataları, yanlışları gençlerimiz yapmasınlar. Ve istiyoruz ki bizim vardığımız doğru sonuçları onlar, bizim kadar çok vakit harcayarak ve çok yanlışlar yaparak öğrenmesinler, daha çabuk olarak ve daha çok doğruyu daha kısa  zamanda nefislerindekilerle değiştirsinler. Zira bizim önümüzde yaşayan örneklerimiz yoktu ve bu doğrulara çok zaman emek harcayarak ulaştık. Lakin onların önlerinde hiç değilse bazı örnekler bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki İslâm olacaklar, mü&#8217;min olmayı isteyeceklerin önünde Allah&#8217;ın gösterdiği bir &#8220;güzel örnek (usvet&#8217;ül-Hasene)&#8221; vardır. O da Allah&#8217;ın elçisi Muhammed Resulullahtır.</span><span id="more-522"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kur&#8217;an&#8217;ı ahlâk edinerek şahsiyetini bulan Resulullah  bizlere de bunu önermiştir. Allah&#8217;ın Kitabı nasıl Resulullah&#8217;ın onu ahlâk edinmesiyle rızaullahı  kazanacak bir hüviyet sahibi olmuşsa, bizler için  de bu yol önerilmiş ve açık bulunmaktadır. Her  ne kadar asırlardır bu yolun sisten görünmez oluşu bizleri şaşkınlığa uğratmış ve bu yolda şaşırmamıza neden olmuşsa da.. Elhamdülillah şimdilerde bu sis dağılmakta ve yol görünmektedir. Bu sisi tümüyle ortadan kaldıracak yegane şey Kur&#8217;ân rüzgârını estirmektir. Her birimiz şahıslarımızda ve giderek toplum üzerinde Kur&#8217;an  rüzgârını ne kadar estirirsek, o nispette yolumuz  aydınlanacak, net olarak önümüzde belirecektir.. Bu rüzgâr esmeye başlamıştır. Ama süratinin daha da artması gerekmektedir. Zira hafif esintilerle tümüyle dağılacak kadar değildir </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Biz, bu cümleden olarak aşağıdaki hususları öncelikle Kur&#8217;ân&#8217;ın bizlere şiârı, sonra da bu Kitab&#8217;ı ahlâk edinen kişinin(Resulullah&#8217;ın) hayatına geçirdiği esaslar olarak görmekte ve bu sebeple önemsemekteyiz. Sizlerin istemesi ve Allah&#8217;ın inşa&#8217; etmesiyle bunlara riayet edilmesi sonucu nefislerimizde bulunan ve değişmesi gerekenleri yerlerine konması gerekenlerle değiştirecek ve sonucunda Rabbimiz Allah&#8217;ın &#8220;HALİMİZİ&#8221; değiştirmesini ummaya hak kazanacağız. Hep birlikte bunu yapmaya çalışalım. Çok olumlu sonuçların bizi beklediğini göreceksiniz. Sonuç olarak önce kişiliklerimizin İslâmî niteliğindeki gelişmeler kendimize güven verecek, bizdeki değişiklikler çevremiz için örnek teşkil edecek ve bunu yapanların çoğalması sonucu toplumda İSLMÎ NİTELİKLİ KAMUOYU gelişip, yoğunluğu artacak ve diğer insanların nazarlarının İslâm üzerine çevrilmesine vesile olacaktır. İnsanların çoğunun bakışlarını çevirdikleri şeyi merak edip anlamaya çalışmaları da onları İslâmî anlamaya sevkedecek ve İslâmla ilgilenen, onu anlamaya çalışanların çoğalması sonucu, gerçek anlamıyla anlayanların ve yaşamına geçirenlerin de çoğaldığını ve gittikçe arttığını bizzat göreceksiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">YAPMAMIZ VE KAÇMAMIZ GEREKEN ŞEYLER</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">1. Tevhid akidesini gereği gibi anlayınız ve ona toz kondurmayınız. Şirk veya küfür niteliği taşıyan şeylerden onu titizlikle koruyunuz. Bunun için Kur&#8217;ân&#8217;dan başka bir şeyi ölçü almayınız. Zira Allah bu konuda kendisine ortak tanımaz. Nitekim Resulullah da bu konuda aynen böyle yapmış, akidesini yal-nızca Kur&#8217;ân&#8217;dan almıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">2. Dürüst olunuz. Doğru sözlü ve doğru özlü bulu-nunuz. İyi niyetle bile yalan söylemeyiniz. Yalan insa-nın kişiliğini mahveder ve kendine güvenini yitirmesi-ne sebep olur. Kendine güvenmeyenin de başkalarına güven vermesi mümkün değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">3. Tevhid akidesi amel bakımı ile gelişir ve meyve-ler verebilir. Bu sebeble mutlaka namazlarınızı kılınız. Günde beş vakit namazın vazgeçilmez şekilde farzlarını mutlaka eda ediniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">4. Ramazan orucunu tutunuz. Geçiminizin üstünde bir paraya malik iseniz zekâtınızı veriniz. Yine mâlî ve sıhhî imkân bulduğunuz ilk mevsimde haccediniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">5. İslâm üzerinde konuşmalarınızın vakti geceleri saat 23.00&#8242;ü geçmesin. Ancak çok çok gerekli ise bu sınırı aşın. Ama unutmayın ki Allah geceleri istirahat, gündüzleri de çalışma için yarattığını belirtmektedir. Bu sebeple geceleri istirahat ediniz ki sabaha dinç ve zinde olarak kalkabilesiniz. Gece uykusunun eksikliği zaman içinde insanı yıpratır, düzenli bir hayat kurma-sını engeller. Sabah namazını geçirmenin hiçbir meş-ru&#8217; mazereti olamaz. Geceleri vaktinde yatın ki sabah namazına kalkabilesiniz. Geceleri geç yatıp, sabah namazına kalkmamanın sıkıntısını yaşamayınız. Bundan önemle kaçınınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">6. Öncelikle Kur&#8217;ân olmak üzere size kalıcı şeyler verebilecek nitelikte kitaplar okuyunuz. Basını takip ediniz, imkanlarınız ölçüsünde. TV&#8217;de ve radyoda ha-berleri yerli-yabancı kaynaklardan olduğuna bakma-dan takip ediniz. Zira Müslüman cihanşümul bir dünya görüşü taşıyan insan demektir. Bu sebeple de ci-handa olup bitenlere kayıtsız kalamaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">7. Memleket idaresi ile ilgileniniz. Neyin, ne oldu-ğuna, nasıl yürütüldüğüne dikkatle bakınız, anlamaya çalışınız. Uygulanan politikaları dikkatle takip edip, anlayınız. İsabet veya isabetsizliklerini gözlemleyiniz. Aynı konularda bir Müslüman olarak düşünce ve tavırların neler olabileceğini düşününüz. Aranızda ko-nuşunuz, tartışınız. Ama yeteri kadar yapınız bunu. Böylece devlet yönetiminin ne demek olduğuyla ilgili fikriniz bulunsun ve gelişsin. Ki devlete talip olanlar olarak kendinizi hazırlamış olasınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">8. Her biriniz özellikle bugün en az birer yeteneği-nizi geliştiriniz. Hattâ gücü yetenler birden fazla yete-neklerini geliştirsinler. Çevresinde olup bitenlerden, eşyanın tabiatından haberdar olsunlar ve boş kovanlar gibi olmasınlar. İleride bize(İslâma) hepimiz yeteneklerimizle, geliştirdiğimiz özelliklerimizle lâzım olacağız. Ümmetin umurunu (halkın işlerini) yürütmeyi ve yönetmeyi üstleneceğiz. Buna hazırlayınız kendinizi, yumurta kapıya gelince geç olur, unutmayın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">9. İnsanlarla gerek yüz yüze, gerek telefonla sıcak bir tavır ve yumuşak bir sesle konuşunuz. Net, az ve anlaşılır şekilde konuşunuz. Bunun için kafanızdakileri gözden geçiriniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">10. Muhatabınızı dikkatle dinleyiniz. Ne demek is-tediğini yanlış da olsa anlayınız. Sonra söylemek iste-diklerinizi yine net olarak söyleyiniz. Bunu yapabil-mek için de benimsediğinizi söylediğiniz şeyi iyi bil-meniz gerektiğini unutmayınız. Yalnızca iyi ve doğru olarak bildiklerinizi söyleyiniz. Bilmediğinizi söyle-mek de sizin için bir zaaf değil, meziyettir, unutmayı-nız. Ancak bilmediklerinizi en kısa zamanda doğrula-rıyla öğrenip, uygulayınız ve söyleyeceklerinize ilâve ediniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">11. Unutmayınız ki &#8220;Her bilenden fazla bilen&#8221; bulunmaktadır. Bilmediklerinizi öğrenmek için araştırınız. Başkalarına sorunuz. Değişik görüşler arasından muhakeme yaparak en doğrusuna sahip olmaya çalışınız. Bunun yolu MEŞVERET&#8217;tir ki, Türkçede buna  biz DANIŞMA diyoruz. Danışınız insanlara ki öğrenebilesiniz başka bilenlerin de neler bildiklerini.. Katınız aklınıza başka akıllıların da akıllarının ürünlerini ve zenginleştiriniz akıllarınızı.. Ancak Müslüman da olsa kimsenin sözlerini mutlak doğrular olarak kabul etmeyip, ancak Kur&#8217;ân&#8217;la karşılaştırarak doğruluklarından emin olduktan sonra bunları kabulleniniz. Unutmayınız ki bir konuda doğruyu söyleyen bir başka konuda yanılabilir siz de yanılmayınız. Hiç hata yapmayan yalnızca Allah&#8217;tır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">12. Yanlışlardan müstağni olan yalnızca Allah&#8217;tır. Yanlış yapmaktan korkmayınız. Geçmişte yaptığınız yanlışları büyüterek yeni yanlışlara düşmeyiniz. Bunun yerine doğruya ulaştığınız için şükrediniz. Sapabilir korkusuyla aklınızı durdurmayınız ve geçmişteki yanlışların özgüveninizi yok etmesine imkân bırakmayınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">13. Doğruları yalnız ben biliyorum ve benim bildiklerim mutlak doğrulardır demenin yalnızca AlIah&#8217;a mahsus olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayınız. Ama Allah&#8217;ın birliği ve doğruları yılmaz bir azimle öğrenmekten ve hayatınıza geçirmekten geri durmayınız. İnsanların kimliklerine değil, söylediklerinin ne olduğuna bakınız. Söylenen doğruları alınız, işittiğiniz kim olursa olsun. Önemli olan budur ve size lazım olan öncelikle doğrulardır, bunları söyleyenler değil. Doğruları  hemen kayıp eşyanız gibi sahipleniniz. Yitiğinize sahiplenebilmenin yolu ise yitiğinizi(bilmediğiniz doğruları) gereğince tanımaktır. Tanımıyorsanız sahip çıkmanız mümkün olmaz yitiğinize..</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">14. Bütün bunları yaparken yalnızca Allah için yapınız. Zira Allah için yapılan şeyler ecir getiricidir. Unutmayınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">15. &#8216;İnsanların levmi(çekiştirmesi)&#8217;nden korkmayınız. Korkulmaya Allah daha layıktır. Bu sebeple fıtri olan korkunuzu Allah&#8217;tan korkarak karşılayınız. Göreceksiniz ne polisten, ne çevrenizden, ne de kamuoyundan korkmanıza gerek kalmayacaktır. Zira korkuların en gereklisi ve insana haysiyet kazandıranı Allah Korkusu(Takva)dır. Sair korkular ise insan kişiliğini küçültücüdür. Küçültücü değil, yüceltici korkudan korkunuz. Hem doyum sağlayacaksınız hem de kimliğiniz gelişip oluşacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">16. İnsanlarla ilişkilerinizde karşınızdakini sayınız ki onların da sizi saymasına yol açasınız. İnsanları, insan yerine koyunuz ki, Allah yarattığı her insanı insan olarak yaratmıştır ve insan saymıştır. Sizler de Müslümanlar olarak Allah&#8217;ın insan saydıklarına insan değeri veriniz. Bu, onlardaki yanlışlara değer vermek demek değildir. Yanlışlarını söylemeniz onları insan saymamak demek değildir, unutmayınız. Küçük olun büyük olun yalnızca doğrulara sahip çıkmaya bakın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">17. Terbiyeli olunuz. Oturmanızdan konuşmanıza kadar her hususta İslâm&#8217;ın  terbiye ettiği biri olduğumuz görülüp, anlaşılsın. Bu hayatî bir ihtiyaçtır, İslâm açısından. Terbiyeli olmak miskin olmak, kim ne derse kabul  etmek ve başüstü etmek demek değildir. Sakin sakin konuşmak ve bildiğiniz doğruları muhatabınıza nazik ve kendine güvenen bir tavırla söylemeniz terbiyesizlik değildir, İslâm terbiyesinin gereğidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">18. İslâm’ı bildiğiniz ve yaşamınıza geçirdiğiniz oranda İslâm hakkında konuşunuz. Bu halinizle ancak, güzel bir örnek olabilirsiniz. Sınırlarınızı biliniz. Sizden daha önde bulunanların önüne haksız olarak geçmeye çalışmayınız. Ve işi erbabına havale etmeyi meziyet biliniz. Size sorulan herhangi bir konuda eğer tatmin edici bir cevap veremeyecekseniz, &#8216;bu konuyu filana sorsanız daha isabetli cevap alabilirsiniz&#8217; diye-bilmeniz sizi küçültmez, büyültür, unutmayınız. Sizin için de daha hayırlı olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">19. Genç yaşta bulunmanız, önemli mes&#8217;elelerle ilgilenmenize engel değildir. Ne var ki gençliğin en büyük mahzuru heyecanlılıktır. Heyecanınıza kapılmayınız, kendinizi yeniniz, ağır olunuz, düşününüz ve öyle konuşunuz. &#8216;Bilmiyorum&#8217; demenin de bir ilim olduğunu hatırınızdan çıkarmayınız. Bütün hareketlerinizin bir düşünme temeli olsun.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">20. Hemen konferans vermeye, panellerde fikir açıklamaya ve özellikle de dergi çıkarmaya kalkışma-yınız. Kabınızı doldurunuz önce. Öğrendiklerinizi ço-ğaltınız. Sağlamasını yapınız. Günün biri gelecek size de iş düşecektir. Zira sizlerden öncekiler dünyaya kazık çakmayacak, bir gün göçüp gideceklerdir. İşte bunların yollarını daha da güçlü olarak siz yürüyeceksiniz. Sabırlı olunuz. Daha doğrudürüst okumayı öğrenmeden yazmaya kalkmayınız. Yazsanız bile sakın yayınlamayınız. Bu sizler için gelişmenizi önleyen bir felaket olmaktadır. Yazılarınızı bastırmanız ve yayınlamanız halinde yazdıklarınızdaki yanlışlarınızla kendinizi sonraları bağlı hissedecek, onları savunma gereği duyacak ve kendinizi yenilemek ve düzeltmek yolunda bir engelle daha karşılaşmış olacaksınız. Hele bir-iki kişinin övgüsünü almışsanız felâket doruğa çıkmakta ve büsbütün 9&#8242;a çıkmışın, 8&#8242;e indirilemez hâlini yaşıyorsunuz. Buna fırsat vermeyiniz. Yazınız ama, elinizde tutup, en az altı ay sonra yazdığınızı okuyunuz. Fikirlerinizin ne kadar değiştiğini, seviyenizin bu süreyi değerlendirmişseniz ne kadar yükseldiğini görecek, eski yazılarınız için &#8216;iyi ki yayınlatmamışım&#8217; diyeceksiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dergi çıkarmayı bir heves olarak almayınız. Bir birikiminiz varsa bunun yayınlanması için bir vasıta olarak görünüz dergiyi. Bir dergiyi sonuna kadar götürecek düzeyde değilseniz yazdığınız yazıları fikirlerinize en yakın gördüğünüz bir dergiye gönderiniz, o yayınlasın. Birkaç sayı dergi çıkarıp sonra kapatmak zorunda kalmanın kendiniz için ümit kırıcı sonuçları olacağı gibi, derginizden haberi olanlar için de ümitsizlik kaynağı olacağını unutmayınız. Böylesi kötü sonuçlu işlere girişmeyiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">21. Dergi çıkarmak tabiidir ki kimsenin tekelinde değildir. Ama unutmayınız ki bir dergi, bir düşünce bütününü yayma vasıtasıdır. Sizde, bütün henüz oluşmamışsa veya oluşsa bile sizin yaptığınızı veya yap-mak istediğinizi yapanlar var ise ürünlerinizi, onlarınkine katınız ki aynı ses daha güçlü çıksın ve süreklilik kazanabilsin. Yüzlerce dergiyi okuyacak kadar ne kimsenin vakti olur. ne de parası. Yüzlerce derginin varlığı yüzlerce fikrin, görüşün varlığı demek de değildir. Müştereklerinizi paranteze almayı unutmayınız. Kısa, özlü ve sürekli olan mesajlar muhataplarına ula-şırlar. Küçük küçük çayların denize ulaşma şansları yoktur, unutmayınız. Birleşip ırmak olmak gerektiğini söylemeye gerek var mıdır amaç denize ulaşmak ise?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">22. Sakın burnunuz yukarıda olmasın. Çabuk kırı-lır ve ayrıca burnunuzun ucunu bile göremezsiniz. Ki-bir ile vakârı birbirinden ayırdetmekte güçlük çekme-yiniz. Aradaki çok önemli farkı, fark ediniz. Müslüman’a yaraşan vakârlı (onurlu) olmaktır, kibirli olmak değil. Benlik davası gütmeyiniz.(İslam olana sahip çıkmaktır önemli olan, İslâmî olanı söyleyen ikinci plandadır, unutmayınız). Kendinizi bu açıdan çok gözden geçiriniz. Söylenenlere Allah için kulak veriniz. Her söyleyen size, çekemediğinden söylüyor sanmayınız. Bunu unutmayınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">23. Okulunuzu, fakültenizi bitiriniz. Bir meslek, bir iş öğreniniz. Okul bitirmek amaç değilse de gerekli bir araçtır. Ve ileride istediğimiz devletin de iş bilenlere ihtiyacı olacağını düşünerek yapınız bunu. Size ihtiyaç duyulacağını hiç unutmayınız. Zira hep birlikte kucaklayarak bir yerlere götüreceğiz bu toplumu. Herkesin payı bulunacaktır bunu unutmayınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">24. Bir iş sahibi olunuz. Çalışınız ve kimseye el aç-mayınız. Veren el&#8217;in, alan el&#8217;den üstün bulunduğunu hiç unutmayınız. Kendini geçindirmeyenin başkasını geçindirmesi, kendi yakasını bir arada tutamayanın bir toplumun yakasını bir araya getirmeye istekli olması garipsenir, güven telkin etmez ve böylelerine iktidarı teslim etmeyi düşünmezler. Her işiniz düzgün ve yerli yerinde olmalıdır, dikkat ediniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">25. Ev-bark olmayı ihmal etmeyiniz. Bekâr kalma-yı ve bekâr yaşamayı düşünmeyiniz. Zira Peygamberimiz de davamızın önderi olduğu halde evlenmiş, çoluk-çocuk sahibi olmuştur. İnsanın fıtratına uygun ya-şaması ve huzurlu olmasında ve başkalarıyla hayatını birleştirebilmesinde evliliğin her yönden(yalnız cinsel yönden değil) büyük payı vardır, unutmayınız. Bekârlık, peygamberin sünneti değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir ev olmayan, bir evi geçindiremeyen bir evin iş-lerini yürütemeyenin bir milletin işlerini çekip çevir-mesi beklenemez. Kimse güvenmez böylelerine ve işlerini teslim etmez. Güvenilir olmaya bakınız her halinizle.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">27. Kız-erkek bütün gençlerimize anne-babalarının sözlerini, tevhide aykırı olmadıkça dinlemelerini, uymalarını öncelikle tavsiye ederiz. Anne-babayı razı etmenin Allah&#8217;ı da razı eden işlerin başlarında geldiğini hiç unutmayınız. Evin temizliğinden, yemeğin pişirilmesine, çamaşırın yıkanmasından dikiş işlerine kadar bütün işlerinde annesine ve babasına yardımcı olan bütün kız-erkek Müslümanların Allah&#8217;ı da razı edeceklerine kesinlikle inanıyoruz. Saygınızı koruyunuz ve geliştiriniz büyüklerinize karşı. İslâm ile terbiye olanların hususiyetlerinin başında gelir bunlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">28. İslâm’ın korumayı farz kıldığı değerleri koru-maya çalışınız. İnsanların mallarını-canlarını, ırzlarını, dinlerini korumak amacına yönelik kaide ve kanunlara uyma Tâğut&#8217;a uymak demek değildir. Örneğin araba sürüyorsanız trafik kaidelerine uymanız sevaptır, günah değil. Uymamanız sizlere sevaba değil, günah getirir. Zira sonuçta Allah&#8217;ın kullarına zarar vermek suçunu işlemiş olursunuz, ki bu da günahtır. Bilesiniz.. Anne-babanızın deneyimlerinden yararlanınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">29. Kimsenin canında, malında, ırzında gözünüz olmasın. Zira can, mal ve ırz korunmuştur. Bunları en iyi koruyan da İslâmdır ve elbette Müslümanlardır. Bu can devletin canı olmuş, milletin canı olmuş fark etmez, korunmalıdır. Bu mal da hakeza devletin olmuş, milletin olmuş yine fark etmez esas itibariyle. Sizler bunlara riayet etmekle öncelikle kendi İslâmî kişiliği-nizi korumuş olacaksınız. Şayet şimdi bu can, bu mal falanın diye el uzatmaya kalkarsanız -ki Peygamberi-miz Mekke&#8217;de kimsenin malına da, canına da el uzatmamıştır- alışırsınız ve yarın kendi düzenimiz geldi-ğinde de alışkanlığınızdan vazgeçemez ve İslâm devlet ve milletinin malını ve canını koruyamaz olur, bilakis tecavüzkârlardan olursunuz. Ayrıca şimdi veya İslâm düzeni varken de olsa Müslüman kul hakkına tecavüzden sakınmak durumundadır, mecburdur buna.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Müslüman kimse kim olursa olsun herkesin canı, malı, ırzı açısından kendini ondan emîn (güvenilir) hissettiği kimsedir, unutmayınız. Peygamberimizin de ana sıfatı budur ve Ona bu sıfatı Kur&#8217;ân&#8217;ı ahlâk edin-mesi tartışılmaz biçimde kazandırmıştır. Sizler de Kur&#8217;ân ile ahlâklanınız ki, Ona benzeyebilesiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">30. Kadın-erkek ilişkilerinde İslâm’ın sizleri uzak tutmak istediği türden ilişkilerden uzak durunuz. Pey-gamberin hayatında hiç yapmadığı Mut’a nikâhı gibi, insanları ve toplumu ifsat edici ve kadını ve erkeğiyle toplumu aşağılara çeken nikâhı yapmayınız. Allah&#8217;tan korkunuz. Ona buna değil peygambere benzemeye çalışınız. Peygamberin getirmediği fakat geldiğinde hazır bulduğu halde hiç yapmadığı türden bir nikâhı(Mut’a) yapmayınız. Nefsinize hoş gelse de Al-lah&#8217;tan korkunuz, kadın ve erkeğin haysiyetine aykırı olan bu işten uzak durunuz. Bu tür nikâhı şayet nefsi-niz için uygun görecek olursanız aynı anda sizin kızı-nızın ve bacınızın birisi tarafından bir haftalığına karı olarak (geçici nikâhla (Mut’a) nikahlanma talebine na-sıl davranır ve ne düşünürsünüz, nefsinize sorunuz. Peygamberimiz demiyor mu ki yapmayı düşündüğü-nüz işi şuranıza (kalbini göstererek) sorunuz, orası ra-zı oluyorsa yapınız, razı olmuyorsa yapmayınız diye.. Evet, açıklıkla söylüyorum, gerek gördüğüm için söy-lüyorum. Kalbinize sorunuz kızınızın bir haftalığına birinin karısı olmasının ne demek olabileceğini ve yapabilirseniz bundan sonra yapınız, olmaz mı? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Aklı, Allah düşünsünler için vermiştir insanlara hevalarına uymaktan geri dursunlar diye. Nefislerin hoşuna gidenler Allah&#8217;ın hoşuna gitmiyor, Hala düşünmeyecek misiniz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">31. Doğruyu almak isteyene, meyil gösterene tebliğ etmeye çalışmak, kendini insanların bekçisi ya da vekili gibi görmekten sakınmanızı dilerim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">32. Güzel ahlâkla ilgili bütün hususlara, örneğin yaşlılara yumuşak ve sevecen davranmak, kimsesizleri, yetim ve öksüzleri koruyup kollamak, fakir, miskin ve zavallılara acımak ve onları rızıklandırmak,  evleri, yurt ve yuvaları ellerinden alınanlara arka çıkmak yedirip-içirmek, çıplakları giydirmek için kampanyalar açmak, açılan kampanyalara katılmak ve desteklemek, ferden ferda yetim ve yaşlıları bulundukları yerde ziyaret etmek, hatırlarını almak, mümkün olduğunca hediyeler götürmek ve İslâm kalkışlı nice güzel tavır varsa onların cümlesini şahsında taşımaya çalışmanızı öneririm. Allah için, Allah&#8217;ın kullarına yakınlık gösteriniz. Ki kendisini bilmeyen hattâ reddedenlere bile Allah rızık vermekte ve yaşatmaktadır onları, dikkat ediniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">33. Namazı anlayarak, hissederek ve dosdoğru kılmaya gayret ediniz. Ayetleri eğip bükmemek, gerektiği gibi anlamaya ve siyakınca amel etmeye çalışınız. Bir konuda bir ayetle ahkâm kesmeye kalkmayınız. Zira aynı konuda başka ayetleri de göz önünde bulundurmazsanız kaybedenlerden olursunuz..</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">34. Doğruları kalabalıkların bulunduğu yerlerde değil, Kur&#8217;ân&#8217;da arayınız. Kalabalıklar da yanılırlar. Müslüman da olsalar. Çoğunluk veya kitleler tarafından  yüceltilen ve giderek kutsallık izafe edilen insanlara itibar etmeyiniz. Allah ile aranıza aracı koymayınız. Ruhban sınıfına itibar etmeyiniz, Allah&#8217;tan başka veliler edinmeyiniz, ki imanınızın sıhhati sürekli olabilsin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">35. Kendinizi kontrol ediniz. Demokratik, laik ve her tür sol pisliklerden temizleyiniz ve temiz tutunuz. kendinizi. Allah önce akidesi temiz(kirlenmemiş) olanları sevmektedir. Orta yolda yürüyünüz. İfrat ve tefritten sakınınız. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Elbette ki daha geniş olarak söylemek istediklerimizi Kur&#8217;ân&#8217;da bulacaksınız. Ne olur defaatla okuyunuz Kur&#8217;ân&#8217;ı ve hayatınıza geçiriniz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bugün ve her zaman İslâmın en büyük ihtiyaç duyduğu şey &#8216;güzel örnek&#8217;lerdir. Her biriniz birer güzel  örnek olmaya bakınız. Ölüm sizi bu yolda iken bulsun.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/ocak/kavram.htm" target="_blank"> İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/522/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=522&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/genclere-tavsiyeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/genclere-tavsiyeler.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Dini insanla mı başka dinlerle mi diyaloğa sokmalı ?</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/dini-insanla-mi-baska-dinlerle-mi-diyaloga-sokmali/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/dini-insanla-mi-baska-dinlerle-mi-diyaloga-sokmali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:20:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaatler & Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[
Diyalog toplantılarında serdedilen fikirlere bakıldığında, diyalog şu şekilde temellendirilmektedir: 
I- &#8220;Farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmelerinde artık zaruret vardır! İslam dini diyalog ve işbirliğine hazır, hatta zorunludur! Gerçek, kimsenin tekelinde değildir; diyalog ortamıyla korkularımızı ve umutlarımızı paylaşırız. Acaba içine kapanmak ve yeni düşmanlıklar elde etmek mi iyidir, yoksa birbirini tanımak, anlaşmak, birbirine saygı göstermek, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=520&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/dinler-arasi-diyalog.jpg?w=435&#038;h=328" alt="" width="435" height="328" align="top" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Diyalog toplantılarında serdedilen fikirlere bakıldığında, diyalog şu şekilde temellendirilmektedir: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">I- &#8220;Farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmelerinde artık zaruret vardır! İslam dini diyalog ve işbirliğine hazır, hatta zorunludur! Gerçek, kimsenin tekelinde değildir; diyalog ortamıyla korkularımızı ve umutlarımızı paylaşırız. Acaba içine kapanmak ve yeni düşmanlıklar elde etmek mi iyidir, yoksa birbirini tanımak, anlaşmak, birbirine saygı göstermek, karşılıklı olarak geleneklerini korumak geliştirmek mi?!&#8221; &#8220;Allah bizi birbirimizden farklı olarak yarattı. Bu farklılıklara rağmen inananlar veya inanmayanlar olarak bütün insanlık ortak bir paydayla bir araya gelmeli. Bütün insanlık Allah’ın ailesidir, hepimiz bir aileyiz! Bizler farklı kültür ve inançlar mensubu olsak da, insan olma noktasında birleşiyoruz. Allah bizleri Hrıstiyanlar veya Müslümanlar olarak yaratmadı; bizleri insan olarak yarattı!&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">II- &#8220;Dünya barışı için dinlerin gücünden yararlanmalıdır. Dünyamızın geleceği dinler ve kültürler arası çatışmaya değil, diyalog ve hoşgörüye bağlıdır; bu cümleden olarak dünyayı tehdit eden siyasi veya ekonomik nedenli çatışmalar; kimyasal ve nükleer silahlar,  sanayileşme, çevre kirliliği gibi tehlikelere karşı dinlerin gücünden yararlanılmalıdır!&#8221;</span><span id="more-520"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">III- &#8220;Bütün dinler sevgi, barış, adalet ve merhamet gibi kavramları hararetle savunmakta ve gerçekleşmesini istemektedir. Ayrıca, cana kıymamak, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmamak gibi ilkeler Hz.Adem’den beri mevcuttur.&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">IV- &#8220;Avrupa birliğine girebilmek ve Avrupa’nın bir parçası olabilmek için diyaloga ve ülkemizdeki gayri müslimlere sarılmamız gerekir. Anadolu İslamı Arabistan’a, İran’a, Afganistan’a benzemez; hümanisttir, çağdaştır.&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu gerekçeler teker teker ele alındığında birçoğunu tasdik etmekte hiçbir müslüman zorlanmaz. Bir kısmı ise gerçekten kabul edilemez ve abuk-sabuk fikirlerdir. Fakat önemli olan bunları bir bütün halinde ele almak ve diyalog tertipçilerinin bunlarla nereye varmak istediklerini doğru tespit etmektir. Her şeyden önce bilmeliyiz ki, Yahudi-Hristiyan diyalog tertipçilerinin tamamı birer misyonerdir. Yani belli bir misyonla görevli insanlardır. Onları harekete geçiren, görevlendiren, yönlendiren ve nihayet, finansmanlarını sağlayan kendilerine ait kurumları vardır. Bu anlamda Vatikan en ciddi aktördür. Dünya Kiliseler Birliği gibi teşkilatlar bu amaca yöneliktir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Gerek Yahudilik ve gerekse Hristiyanlık, takiyyeci, içten pazarlıklı, gizli faaliyetler yürüten dinlerdir. Onların sinsiliğine müslümanların ayak uydurması mümkün değildir. Bunu, Aziz Pavlus açıkça itiraf etmektedir: &#8220;Herkesten azadken, daha çok adam kazanayım diye kendimi herkese kul ettim. Ve Yahudileri kazanayım diye Yahudilere Yahudi gibi davrandım.&#8221; Şeriatı olmayanları kazanayım diye onlara şeriatı olmayan gibi davrandım. &#8220;Zayıfları kazanayım diye zayıflara zayıf oldum; her surette bazılarını kurtarayım diye herkese her şey oldum. Ve hepsini İncil için yapıyorum, ta ki onda hissedar olayım.&#8221; (İncil, Korintoslulara 1. mektup, IX/19-23) Yahudilik ve Hristiyanlık pek çok misyoner ve mason teşkilatıyla dünya siyasetine yön vermeye devam etmektedir. Müslümanların yanına sokulup diyalog yapma teklifleri kesinlikle Allah rızasına yönelik, samimi niyetlerden kaynaklanmamaktadır. Bilakis gerek dünya siyaseti ve gerekse Türkiye üzerindeki hesap-kitapları gereği, devletlerinin politikasının bir devamı olan bir siyasi faaliyet içindedirler. Bunlara teşne olmak ise yukarıda değindiğimiz gibi ya hamakatin eseri, ya da ihanetin belgesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Diyaloğun edilgen tertipçilerine gelince, evet onlar da birer misyonerdir, fakat dinlerinin değil, tâbi oldukları ya Türkiye gibi Laik-demokratik rejimlerin, ya da krallıkların, diktatör rejimlerin misyonerleridir. Türkiye gibi ülkelerde diyalog söylemine katkıda bulunan herkes doğrudan rejimin görevlendirdiği kimseler olmayabilir. Fakat onlar da bu alanda rejimin bizzat yönetip yönlendirdiği, en azından önünü tıkamayıp kolaylaştırdığı bir düzeneğin içinde yer almakta ve kendilerini kendi inisiyatifleriyle hareket eden diyalog tertipçileri sanmaktadırlar. Her halükarda diyaloğun &#8220;müslümanlar&#8221; cephesi ya İslamı protestanlaştırma, bir seküler islam oluşturma projesinin doğrudan ajanlarından oluşmakta, ya da bu projelerin pek de farkında ol(a)mayan, olsa da büyük bir aymazlığın içinde bulunan bilinçsizlerden oluşmaktadır. Bu ikinci durum da en azından birinci kadar tehlikelidir. Çünkü bu kişiler sayesinde, diyalog çağrısı gerçekten samimi ve hayra hizmet edici zannedilmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Müslümanlar kendi memleketlerinde yasaklı iken, varlıkları kabul edilmez, dolayısıyla muhatap kabul edilmezken, uluslararası çapta dinlerarası diyalog halkasına çağrılan kimseler olmaları garip değil midir? Kendi keline merhem süremeyen insanlar, global kellikleri tedavi etmek için çağrılıyorlarsa, bunda bir hinlik aramalı değil midir? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İslam dini, kendisiyle diyalog kurmak isteyen herkese açıktır. Kur’an, objektiflik iddiasındaki modern paradigmanın hayalinin bile ulaşamayacağı kadar objektiftir. Öyle ki Kur’an, kendisinden emin bir şekilde kendisini eleştirmeye davet eder. (2/Bakara, 23; 10/Yunus, 38; 11/Hud, 13) O, yanlış ve çelişki içermez. Çünkü o, çelişkiden ve yanlıştan münezzeh alemlerin Rabbi’nden indirilmiş ve korunarak bize kadar intikal etmiştir. Kur’an’ın bu objektivitesi, münafıkların, fâsıkların ve kafirlerin şeytani emellerini teşhir etmesine mani olmamıştır. Bakara suresinin 6-20. ayetleri bunun en vecîz örneğidir. Bilhassa 14. ayet, meramımızı en iyi şekilde anlatmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Müslümanların içe kapanmaktan yana olduğunu kimse iddia edemez. İslamın peygamberi Mekke’ye kapanmamış, Taif’de, Habeşistan’da, Yesrib’de canı, kanı ve malı pahasına, hak söze kulak verecek bir tane olsun &#8220;adam&#8221; aramıştır.  Bilahare devlet olma aşamasından sonra, o günkü bütün ülkelere elçiler göndererek en insani diyalogu başlatmıştır. Fakat o gün peygamberi taşlayan Taifliler’in, peygamberin elçisini öldüren Gassaniler’in takipçileri müslümanlara &#8220;diyalog&#8221; çağrısı yaparken biraz düşünmelidirler! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bütün insanlar evet Allah’ın yarattığı &#8220;yaratılmışlar&#8221; ailesindendir. Fakat müslümanlar bir aile (ümmet), kafirler bir başka aile (ümmet)dir. Dünya toplumlarının bir tek aileye dönüşmesini en fazla İslam dini ister. Zaten Kur’an insanların ilk başta bir tek ümmet idiğini bildirmektedir. Fakat insanlar (Yahudi ve Hristiyanlar) sırf aralarındaki azgınlık ve kıskançlıklar dolayısıyla çekişmelere düşüp parçalanmışlardır. (2/Bakara, 213; 10/Yunus, 19) İlk başta bir ümmet (aile) olan insanlığı tevhid etmek için gelmiş en son proje Kur’an’dır. Şu halde bütün dünya insanlarının bir tek aile olmasını temin etmek ancak Kur’an mihverinde mümkün olabilir. Aksi taktirde, dinlerini parça parça etmiş bu insanların bizim nazarımızda hiçbir itibarı yoktur. (6/En’am, 159) Dünya milletleri müslümanlaşmadığı sürece &#8220;biz bir aile&#8221; değiliz. &#8220;Misak-ı Milli&#8221; sınırları içindeki &#8220;biz aynı gemide yolculuk etmekteyiz&#8230;&#8221; lakırdısı global düzeyde karşımıza &#8220;biz bir aileyiz&#8221; diye çıkmış durumdadır. Mü’minlerle münkirlerin bir aile olduğu nerede görülmüştür? Müslümanlarla kafirler arasında ebedi bir ayrılık ve gayrılık vardır. &#8220;Allah bizleri Hrıstiyanlar veya Müslümanlar olarak yaratmadı; bizleri insan olarak yarattı!&#8221; sözü, dinlerin (daha doğrusu sadece İslamın) belirleyiciliğini sıfırlamayı amaçlayan bir demagojiden başka bir şey değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bütün insanlığın bir ortak paydada bir araya gelmesi, Yahudi ve Hristiyanların yapabileceği bir çağrı değildir. Çünkü bu, onları 14 asırdır ilzam eden Kur’an’ın çağrısıdır: &#8220;De ki ey Ehli Kitap! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’dan başka hiç kimseye tapmayalım! O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım! Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin! Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, ‘şahid olun ki biz müslümanız’ deyin.&#8221; (3/Al-i İmran, 64) Bu ayet, diyaloğun ilkelerini, şartlarını, temel umdesini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bütün bu ayetlerde, İsa’yı ilahlaştıran, tevhidi parçalayan Hristiyan ve Yahudilerin eleştirisi söz konusudur. Öyleyse diyaloğun ilk şartı, Ehli kitab’ın bu eleştirileri doğru kabul etmesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dünyanın nükleer silahlar, çevre kirliliği, etnik savaşlar gibi ciddi tehlikelere maruz kaldığı doğrudur. Fakat unutmamalı ki bugünkü batı medeniyeti bir Yahudi-Hristiyan medeniyetidir. Batı medeniyeti ve teknolojisi, İslamı barbarlıkla eş tutan Yahudi-Hristiyan zihninin ürünüdür. Müslümanları hala barbar gören bir medeniyetin mensupları nasıl olur da, müslümanların dininden istimdat edebilirler? O halde bunun tek bir anlamı vardır. Seküler batı medeniyetine meydan okuma gücünü hiçbir zaman yitirmemiş olan tek ciddi güç İslam’dır. İslam ülkelerindeki yeniden diriliş hareketleri her ne pahasına olursa olsun, manipüle edilmek, rayından saptırılmak istenmektedir. İşte &#8220;dinler arası diyalog&#8221; atraksiyonlarının esas gayesi budur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Diyalog çalışmalarından dolayı ödüller alan Tunus’lu ünlü müslüman bilgin Muhammed Talbi’nin, cihadın ne etimolojik ne de kuramsal açıdan bilinen anlamda savaşla bir ilgisinin olmadığını öne sürmesi, bunun en tipik örneğidir. Türkiye’de &#8220;Yeniden Yapılanma&#8221; gibi kitaplar yazan teologların ortaya koydukları görüşler hep aynı kapıya çıkmaktadır. Cebrail parti kursa ona bile üye olmaktan imtina edecek kadar depolitize bir ruhban zümrenin [ki bunların üstadları da şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınmıştı!], nasıl olup da &#8220;dinler arası diyalog&#8221; gibi yüzde yüz siyasi, evrensel çaptaki bir projenin tertipçisi oldukları, cevabı müşkil bir sorudur. Yine aynı zümrenin, alabildiğine örtüsüz, alabildiğine ahlaksız, alabildiğine iffetsiz, &#8220;sanatçı&#8221; titirli pek çok kadına hoşgörü ödülleri dağıtıp da, öte yandan, örtülerini açmamanın mücadelesini veren müslüman kızlara hakaretler eden, onları ajan-provakatörlükle suçlayan diyalog tertipçisi hocalarının bu tutumu da, diyalog çabalarının hayra alamet olmadığının kanıtıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Dinlerin gücünden yararlanmak&#8221; bize göre değildir. Bu, her şeyi metalaştıran sekülarist batılıların ve onların işbirlikçisi doğuluların işi olabilir. Din(ler), paganist modern insanın &#8220;kullanması&#8221; için değil, Allah’a tapmayı öğretmek için inzal edilmiştir. Diyaloğun Avrupa birliğine girebilmek ve Avrupa’nın bir parçası olabilmek için istendiği açıkça itiraf edilmektedir. Yani müslüman dünyanın Avrupa Birliği’ne entegrasyonu için &#8220;dinler arası diyalog&#8221; alet edilmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bütün dinlerin cana kıymamak gibi ortak ilkelerinin olduğu doğrudur. Fakat Bosna’da, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Bağdat’ta, Hama ve Humus’ta, Filistin’de (örnekler çok fazla) insan katliamlarına, Türkiye’deki tesettür yasağı gibi zulümlere İslamın dışındaki &#8220;dinler&#8221;in bir tenkidini hiç kimse işitmedi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye’de, &#8220;Arabistan’a, İran’a, Afganistan’a benzemeyen, hümanist, çağdaş&#8221; bir Anadolu İslamı (Türk tipi İslam) oluşturulmaya çalışılmaktadır. Burada laiklik ilkesi temel vurgudur. İstanbul’da bir diyalog toplantısında, Hristiyan, Yahudi ve Zerdüşt temsilcilere karşı son derece edilgen ve işbirlikçi mesajlar veren &#8220;Müslüman-Türk&#8221; diyalog temsilcileri, mesela Viyana’da (19 Kasım 2001’de) düzenlenen benzeri bir toplantıda, Avusturya&#8217;daki modelde, Müslüman nüfusun yüzde 60&#8242;ının Türklerden oluşmasına rağmen, İslam dini temsilciliğinin bu ülkede yok denecek kadar az olan Suudi, Suriyeli veya Mısırlı Arap temsilcilere bırakılmasını kabul etmiyorlar, diyalog çağrısı, Arap-müslümanlar söz konusu olduğunda birden nefrete dönüşüyor. Gerekçe belli: Türkiye laiktir ve liberal İslamın en önemli temsilcisidir! Halbuki eğer diyalogsa, ilk önce kendi dindaşı ile, hem de en az bin yıllık bir medeniyet ve kültür birlikteliği olan dindaşlarıyla diyalog kurması gerekmez mi? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Şunu iyi bilmeli ki, Yahudilik yine aynı Yahudilik, Hristiyanlık yine aynı Hristiyanlıktır. Yahudiler hala kendilerini &#8220;tanrının kavmi&#8221; olarak bilmektedirler. Hristiyanlar ise 1965 yılına kadar müslümanları tekfir etmişler, kurtuluşun ancak Kilise’de olduğuna inanmışlardır. II. Vatikan Konsili bir lütuf olsun diye müslümanları da kurtuluşa erebilecekler listesine almıştı. Güçlü misyoner teşkilatlar müslümanları &#8220;Doğru Yolda Yanlış Adımlar Atan&#8221; iman sahipleri olarak görmektedirler. Müslümanları uygarlaştırmak, bu vesileyle Hıristiyanlaştırmak ilk hedeftir. Laikleştirilerek &#8220;nötralize&#8221; edilen Türkiye gibi ülkelerde yapılacak yoğun misyonerlik faaliyetleri ve ‘Evangelization’ günümüzde Ekümenik hareketin olmazsa olmaz önkoşuludur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">M. Said Hatiboğlu’nun naklettiğine göre, Watt’ın öğrencilerinden Norman Daniel (ö.1992) adındaki İngiliz bilgin, &#8220;İslam ile Hristiyanlık arasındaki farklar değişmiş değildir&#8221; diyor. Aslına bakarsanız ünlü müsteşrik Watt’ın kendisi de aynı kanaattedir. Türkçeye &#8220;Günümüzde İslam ve Hristiyanlık&#8221; adıyla tercüme edilen, diyalog konulu önemli kitabında Watt, bizzat kitabın mütercimi tarafından da tespit edildiği gibi, enkarnasyon ve teslis akidesi gibi konuları hemen hemen hiç gündeme getirmemektedir. Diğer kitaplarında da İslam ve Peygamberi ile ilgili ciddi önyargılarda bulunan bu müsteşrik, Hristiyanlıktaki &#8220;çarpık İslam anlayışı&#8221; ile, İslamdaki, Kitab-ı Mukaddes’in tahrif edildiği inanışını aynı derecede batıl saymaktadır. Halbuki Tevrat’ın ve İncil’in tahrif edilmişliğini bizzat Kur’an haber vermektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yahudiliğin ve Hristiyanlığın muharref olduğunu bizzat Kur’an haber verdiği için bunda hiç kuşku duymuyoruz. Kur’an teslis akidesine değinmekte ve teslise inananların kafir olduklarını söylemektedir. (&#8221;Şüphesiz Allah üçün üçüncüsüdür diyenler kafir oldular&#8230;&#8221; 5/Maide, 73) Doğrudan doğruya &#8220;Meryem oğlu Mesih Allah’dır&#8221; diyenler de kafir olmuşlardır. (5/Maide, 72) Tevbe suresinin 30. ayetinde Yahudilerin &#8220;Üzeyir Allah’ın oğludur&#8221;, Hristiyanların da &#8220;Mesih (İsa) Allah’ın oğludur&#8221; inancında olduklarına dikkat çekilmektedir. Fakat W. M. Watt, Kur’an’ın teslis akidesini eleştirdiği iddiasının yanlış olduğunu ileri sürer ve Kur’an’ın, Hristiyanlıktan kopan, üç uknuma değil de üç ayrı tanrıya inanan bir sapıklığa &#8220;saldırdığını&#8221; iddia eder. Watt açısından önemli olan, müslümanları kendi kitaplarının sahihliği hakkında kuşkuya düşürmektir! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yahudiler de kitaplarını tahrif etmişlerdir. Bunlar kelimeleri yerlerinden tahrif eden, &#8220;işittik ve isyan ettik&#8221; diyerek Allah’a karşı gelen bir kavimdir. Allah onları küfürleri nedeniyle lanetlemiştir. (4/Nisa, 46; 5/Maide, 13) Yahudiler ilk başta kendi peygamberlerine ihanet etmişler, birçok peygamberi de öldürmüşlerdir. (2/Bakara, 61; 3/Al-i İmran, 21, 112) Allah’ın ayetlerini inkar ettikleri, haddi aştıkları ve peygamberleri öldürdükleri için Allah tarafından kendilerine aşağılık ve meskenet damgası vurulmuş, Allah’ın gazabına uğramışlardır. (3/Al-i İmran, 112) Kısacası ne bugünkü Yahudilik Musa’ya indirilen dindir, ne de Hristiyanlık İsa’ya indirilen dindir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Diyalog tertipçisi misyonerler (ve de işbirlikçileri) nifaklarını &#8220;üç büyük din&#8221; ve &#8220;İbrahimî Dinler&#8221; kavramıyla sürdürmektedirler. &#8220;Üç büyük din&#8221; sözü, kolayca anlaşılacağı üzere, sahihliği zedelenmemiş Kur’an’ın dini islam’ı, diğer iki muharref dinle aynı kefeye koyma amacı taşımaktadır. Bu da İslam’a yapılmış en büyük hakarettir. Katoliklik Pavlus’un öğretileri, Yahudilik de, muharref bir Kitab-ı Mukaddes’e dayanan, İsrail oğullarının milli dinidir. Her iki dinin de teolojisi paganisttir. Üç büyük din yalanıyla Hristiyanlık ve Yahudilik gibi iki beşeri din, İslam gibi İlahi, tahrif olmaktan korunmuş dinin seviyesine çıkartılmak istenmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Benzer şekilde Yahudilik ve Hristiyanlığa İbrahimî dinler demek de mümkün değildir. Çünkü Yahudiler’in ve Hristiyanlar’ın kendilerini İbrahim Peygamber’e isnad etmelerini ilk başta Kur’an reddetmektedir: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Ey Ehli Kitap! İbrahim hakkında  niçin tartışıyorsunuz? Oysa ki Tevrat da İncil de İbrahim’den sonra ildirildi! Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?&#8221; (65) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki bilginiz olan şey hakkında tartışıyorsunuz, ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Halbuki Allah bilir, siz bilmezsiniz!&#8221; (66) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;İbrahim ne bir Yahudi, ne de Hristiyan idi! O, kendini Allah’a teslim etmiş bir müslümandı. O müşriklerden değildi!&#8221; (67) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;İnsanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber [Muhammed] ve ona iman edenlerdir. Allah mü’minlerin velisidir.&#8221; (68) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Ehli Kitap’tan bir kısmı sizi saptırmak isterler. Fakat onlar asla kendilerinden başkasını saptıramazlar. Bunun da bilincinde değildirler.&#8221; (3/Al-i İmran, 64-69). </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Görüldüğü üzere Kur’an &#8220;İbrahimî dinler&#8221; yalanını baştan çok ciddi bir biçimde çürütmektedir. Bu ayetlerde diyalogcu misyonerlerin pek çok iddiaları cevaplanmıştır. Yahudi ve Hristiyanların İbrahim (a.s)ı sahiplenmeleri bu ayetlere göre bir kuruntudan ibarettir. &#8220;İbrahim ne bir Yahudi, ne de Hristiyan idi! O, kendini Allah’a teslim etmiş bir müslümandı. O müşriklerden değildi!&#8221; demek, &#8220;siz Yahudiler ve Hristiyanlar müslüman değilsiniz, müşriksiniz&#8221; anlamına gelmektedir. Sizin İbrahim’e layık değilsiniz demektir. İbrahim’e, Peygamber Muhammed (a.s) ve ona iman eden mü’minler yakındırlar. Şu halde &#8220;İbrahimî dinler&#8221; yaftası, İbrahim’in dostu olamamış iki muharref din mensuplarının müslümanlar nazarında meşruiyyet kesbetmek için kotardıkları bir kavram kargaşasıdır. Entrikalarının bir parçasıdır. Nitekim Watt’ın verdiği bir örnek, bu meşruiyet arayışını göstermektedir: &#8220;&#8230;yeter ki çeşitli dünya dinleri, birbirini, doruğunda sisler içinde görünmez Tanrı’nın oturduğu, bulutlarla kaplı dağın aynı tırmanıcıları olarak kabul ederken, ilk adım karşılıklı birbirini tanımak olsun.&#8221; Yahudilik ve Hristiyanlık evet, etrafı sisli bir dağın tepesinde tahayyül ettikleri tanrıya tırmanıyorlar! Zaten onlar Allah’ı ikonlaştırmışlar, beşer seviyesine indirmişlerdir. Ama İslam, gecesi de gündüzü gibi aydınlık bir dindir. İslam’ın Allah’ı, etrafı sisli bir dağın üzerinde oturmamaktadır. &#8220;O, müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir.&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Akidevi farklılığın yanısıra Ehli Kitap’la müslümanlar arasında bir sevgi bağı da oluşmamıştır. Kur’an görece olarak Hristiyanların müslümanlara karşı Yahudiler’den daha yakın olduğunu belirtmekteyse de (5/Maide, 82), Yahudi ve Hristiyanların müslümanlardan asla razı olmayacaklarını da 1400 sene öncesinden haber vermiştir: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar, sen onların dinlerine uymadıkça senden memnun kalacak değillerdir.&#8221; (2/Bakara, 120) (Tercüme M. Said Hatiboğlu’na aittir). </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Peygamber Muhammed (a.s)dan memnun kalmamış olan Yahudi ve Hristiyan taifesi, başka hangi müslümandan memnun olabilir? Bunun cevabı belli: Onlarla işbirliği yapan diyalogculardan! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nitekim, Abant toplantılarının gediklisi Niyazi Öktem, Timaş yayınlarının yayınladığı &#8220;Diyalog Yazıları&#8221; kitabının ‘önsöz’ mahiyetindeki &#8220;Nereden Çıktı Şimdi Bu Dinler Arası Diyalog?&#8221; başlıklı ironik yazısında, yukarıda kastettiğimiz işbirlikçi diyalogculara yağdırdığı övgüler bunun tipik bir örneğidir. Öktem, kendi kurgusuyla, dinlerarası diyalog fikrini ortaya atanları &#8220;vatan haini, emperyalist uşağı, gizli hristiyan, münkir, müsteşrik, Türk milletini ve islam dinini yıkmaya çalışan gaflet ve hıyanet sahibi&#8221; olmakla suçlayanları &#8220;ağızlarından köpükler saçarak barış girişimlerini baltalayan, dar kafalı, fanatik mürteciler ve kafatasçı milliyetçiler, eski maocular&#8221; sözleriyle küfür yağmuruna tutmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Roma&#8217;daki Papalık Dinler Arası Diyalog İçin Cizvit Sekreteryası’nın Genel Sekreteri ve Asyalı Piskoposlar Konferansları Federasyonu’nun Ekümenik Sekreteri olan, Türkiye&#8217;deki İslami cemaatleri yakından takip ettiği söylenen Thomas Michel, yerli diyalogcuların sırtını sıvazlamaktadır. Michel, &#8220;Ben Risale-i Nurun öğrencisiyim&#8221; demektedir. Michel bir nurcudur! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dinlerarası Diyalog sürecinde ciddi bağlantılara girişenler, kim adına, hangi yetkiyle böyle bir girişimde bulunuyorlar? Bu girişimlerini hangi ictihada dayandırıyorlar? Salon toplantılarının da ötesinde birtakım gizli buluşmalarda, mahfillerde kime hangi vaadlerde bulundular? Kur’an’ın açık hükümlerini ayaklar altına almaya bu kişilerin yetkileri var mı? Bütün bu sorular ne yazık ki, sorması gerekenler tarafından sorulmamaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sonuç olarak, &#8220;Dinler arası diyalog&#8221;, Vatikan’ın insanları Kilise&#8217;ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Çünkü Vatikan’a göre &#8220;yegâne gerçek din vardır, o da Hıristiyanlıktır.&#8221; Papa: &#8220;Diyalog bir ve üç olan Tanrı&#8217;nın kendi hayatına dayanır&#8230; Böylece diyalog Kilise&#8217;nin kurtarıcı misyonunun bir parçasıdır. Başkalarına İncil&#8217;in mesajını öğretmektir&#8221; diyor. Kilisenin misyonu budur. Kardinal Joseph Ratzinger&#8217;e göre Papalığın üç esaslı misyonundan ilki, kilise ve Katoliklerin birliğini sağlamak, Hıristiyanlığı Papalığın çevresinde birleştirmektir. İkincisi diyalog süreci ile diğer dinleri Papalığın etki alanına almak, yani Hıristiyanlığın potasında eritmektir. Diyalog çabası, Kilise bünyesindeki bir misyonerlik faaliyetidir. Kilise&#8217;nin İncil&#8217;i yayma misyonunun bir parçasıdır. Misyonerlik görevi ise, henüz İncil&#8217;i kabul etmeyenlerle &#8220;saygılı bir diyaloğu&#8221; gerektirir! Bununla beraber bir sorun daha var ki, Hristiyanların (Hans Küng) kendi itiraflarına göre, &#8220;kilise dışında kurtuluş yoktur&#8221; akidesini savunmak artık zorlaşmıştır. Yani, tıkanan Katolik ideolojisinin önünü biraz açmak gerekmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İslam’ın bugünkü anlamda bir diyaloga ihtiyacı yoktur. İslam’ın, tebliğ edilmeye ihtiyacı vardır. Daha doğrusu beşeriyet İslam’ın tebliğine her zamankinden daha çok muhtaçtır. Bütün dünyayı yaşanabilir bir Dar‘ül-islam haline ancak İslam getirebilir. Yeter ki müslümanlar, önlerindeki bu muazzam gücün idrakine varabilsinler.</span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/nisan/kavram.htm" target="_blank">İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/520/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/520/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/520/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/520/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/520/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/520/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/520/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/520/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/520/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/520/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=520&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/dini-insanla-mi-baska-dinlerle-mi-diyaloga-sokmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/dinler-arasi-diyalog.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Cehalet ve Parçalanan Umutlar</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/cehalet-ve-parcalanan-umutlar/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/cehalet-ve-parcalanan-umutlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:18:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[De  ki:&#8221; Eğer duanız olmasaydı, Rabbim size  ne kıymet  verirdi?&#8230;&#8221;
Furkan / 77
İnsanoğlu,  yeryüzüne  ayak  bastığı  günden  günümüze  kadar  pek çok safhalardan  geçti. Bu  devre  içinde  nice  medeniyetler, nice  saadetler  ve  nice  hüsranların   tanığı  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=518&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img style="margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/cehalet-ve-parcalanan-umutlar.jpg?w=300&#038;h=432" alt="" hspace="6" width="300" height="432" align="left" /><span style="font-family:Verdana;">De  ki:&#8221; Eğer duanız olmasaydı, Rabbim size  ne kıymet  verirdi?&#8230;&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Furkan / 77</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnsanoğlu,  yeryüzüne  ayak  bastığı  günden  günümüze  kadar  pek çok safhalardan  geçti. Bu  devre  içinde  nice  medeniyetler, nice  saadetler  ve  nice  hüsranların   tanığı  oldu&#8230; Ancak  varolduğu  günden günümüze kadar  geçen  sürede  sadece  üçyüzdoksan  yıl  barışı  gören  insanlık’ın  hayatına  daima  göz yaşı  ve hüsran  egemen olmuştur. Çünkü  insanlık  maalesef  her  dönemde  ihtiraslarının, basiretsizliklerinin, cehaletinin  ve  gururunun,  kendisini  yere  seren  o hastalıklı  iç  isyanlarını  hiçbir  zaman  gerektiği  gibi   bastıramamıştır. Gûya bir  hayatı  yaşıyoruz, şöyle  ya da  böyle&#8230; Yani  rastgele  bir  hayatı, bizim  için  biçilmiş  ve  yaşamaya  mahkum  bırakıldığımız  hayatı&#8230; Neresinden  bakarsanız  içinde  daima  endişe, korku, şüphe, tedirginlik, güvensizlik  ve  ürkekliğin  egemen  olduğu  bir  hayat&#8230;. İnsanoğlu  yüz yüze  bırakıldığı bu bereketsiz hayatında  aldığı  derin  yaraları  maalesef  göz  yaşlarıyla da  saramayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Tarihi  bir  realite olarak  insan  toplulukları  belki  sosyal  bir  dürtü, belki de bir  sevk-i  tabi  olarak özellikle  hayatının  zorluklarla  kesiştiği dönemlerde, kendisine  bu  zorluklar  karşısında  umut  ve  güven  verebilecek  üstün nitelikli  önderler  arar. Tarihin  ilk  yazılı metinlerinden bu  yana  hiç değişmeyen toplumsal  bir olgu  olarak  bu  hep  böyle  olmuştur. Derin  sıkıntılar  içinde  bocalayan  ve  her  vesile  ile  sıkıntılarına çözümler  arayan  kitleler, duygularını  dillendiren  ve  onlara  kurtuluşun  umudunu  vaat eden  liderlere koşulsuz  bir  teslimiyetle  inan  ve  güven  beslerler. Hatta modern  yüzyılda hem doğuda  hem de  batıda  geniş  halk  kitlelerinin sadece  umutla  değil  âdeta  tanrısal  bir  bağla  güven  duyup  teslim  oldukları  liderler tarafından  ne büyük  acılar  yaşatıldığına  bütün  utanç  ve  istismar  tablolarıyla  tarih  tanıklık  etmektedir.</span><span id="more-518"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Mesela  başarılı  bir  liderin ( sistem, mekanizma, program, vs. ) en  önemli  işlerinden  biri, taraftarlarında  muhteşem  görev  yaptıkları  hayalini  yaratmak  suretiyle  yaşanılan  hayatın  gerçek  yüzünü  maskelemektir. Yani  aldatılmışlığı, yani  yok  sayılmışlığı  ve  kelebekler  gibi  uçuşan  soğuk  prangaları&#8230;.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Düşünün, Hitler  seksen  milyon  Alman’a  üniformalar  giydirerek  onlara  muhteşem  kanlı  bir  opera  oynatır. Londra  halkı  bomba  yağmurları  altında  ( 1944) korkusuzca  dolaşır, çünkü  Churchill  onları psikolojik  olarak  kahramanlar  kalıbına  sokmuştur. Ve  bütün  bu  kitleler  kahramanlık  rollerini  büyük bir seyirci topluluğu  önünde  yangın  alevleri  ile  aydınlanmış  bir  sahnede, top  gürlemesi  ve  bomba  ıslıklarından  meydana  gelen  bir  müzikle  oynarlar (1)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Burada da  görüldüğü gibi  bu  zavallı  kitleler  hiçbir  zaman, kendilerine  ait  bir  hayatı  yaşayamadılar.  Şuurlarını  ve  ruhlarını  teslim  ettikleri  krallar, kendi  taçlarının parıltısı için merhametsizce ruhlarını  çaldıkları  kitlelerin ne  parçalanmadık  aşklarını  bıraktılar  ne de  çalınmadık  umutlarını  ve  rüyalarını&#8230;.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Anlatmak  istediğim  aslında  şudur; insanoğlu  isabetli  bir  ileri  görüşlülükle  kendisini toparlayamadığı, kendi  varlık  değerini  hissetmediği  ve yine kendisini  yok  bahasına satan  entelektüel (!)  alçakların farkına varamadığı sürece, kendisini  yeryüzünde  figüranlar  gibi  kullanan  baronların  yalanlarını  ortaya  koyma  zamanı  hiçbir  zaman  gelmeyecektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Üstün  yetenekleri  iktidardakiler tarafından  uygun  bir  şekilde  tanındığı  vakit  söz  ustası  zayıfa  karşı kuvvetlinin  tarafını  tutmanın  bin bir  türlü  mazeretini  bulur. Yoksul  halkına  karşı  heyecanlı, his  dolu konuşmalar  yapan  Luther, sonradan  Alman  prensliği  ile  anlaşma  yapınca: &#8221; Tanrı, ne  kadar haklı  olurlarsa  olsunlar halk  yığınlarının  ayaklanmasına  izin  vermektense, ne  kadar  haksız  olursa  olsun hükümetin tarafını tutmayı tercih edecektir (2) diyecek  ve  daha  sonra  derebeyleri  tarafından  ezilip  perişan  edilen  yoksul  halkına  dönerek: &#8220;Şu  sıralarda dua eden bir  kraldan  çok  kan  döken  bir  kral daha  hayırlıdır ve cennete  daha  kolay  girer&#8221; demekten  utanmayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Oysa  üstat  ne  vaatlerle  işe  koyulmuştu. Sadece  o  mu? Elbette  hayır. Calvin de iktidar  sahiplerine karşı,  yoksul  kılınmış, onuru  incitilmiş  ve  hakları  gasp edilmiş  toplumun önüne önce koruyucu bir zırh  gibi  çıkar fakat  iktidarını  kuvvetlendirdikten  sonra  aynı  yoksul  halkına  sokaklara  diktirdiği  Çar mıhları  gösterir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İngiltere  Shakespeare’yi  bütün  bir  İngiliz  donanmasından  daha  üstün  görürken  Rusya  steplerinde de  Lenin, Gorki ye  gösterdiği  hürmetle  onun  daima  bir  adım  gerisinden  yürür. Daha  sonraları: &#8220;entellektüel kendisini  dünyanın tuzu biberi sanır, oysa pisliğidir sadece&#8221;  diyecek  olan Leninin halefi Stalin, artık  kendisine  ihtiyaç  duyulmayan  ve  hatta  mevcut  sosyal düzene zıt  düşen  fikirleriyle   iktidarına  ayak  bağı  olmaya  başlayan  Gorki’nin hayatı  soluyan  nefesini  kesecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> Bizim  toplumsal  serüvenimiz de  meşrutiyet  ve  özellikle de  tanzimattan  bu  yana, batının  yaşadığı maceranın  çok  kötü  hazırlanmış  bir  versiyonu  gibidir. Çok  uzun  bir  zamandır  bu  toplumun  aydın (!) zümresi  kendi  dünyasına  ait  yeni değerleri, dünyanın  hiçbir  yerinde  görülmeyen bir  aleladelik  ve  umursamazlıkla  batılı  oryantalistlerden  öğrenmiş, onlar  gibi  düşünmeye  kendisini  zorlamış, onlar  gibi  görmüş  öyle  davranmış  ve  onların  aşağılayıcı  üslupları  ile  konuşarak  hem  komplekslerinden  kurtulmanın  hem de  bazı  övgülere  mazhar  olabilmenin  saadetli(!) yollarını  aramışlardır. Fransız  ve  İngiliz  siyasetinin  bireysel  vaatlerle   başlattıkları  yıkıma katılan civanmert(!) aydınlarımız, bu  yıkımı  bütün  toplum  katlarına  yayarak  bireyin  hem  maddi  dünyasında  hem de  fikir  âlemindeki  yağmalarını  tamamlarlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Toplumun  ekseriyetini  teşkil  eden  büyük  kitlelerin  felaketlerle  ve  ihanete  uğratılmış  vaatlerle  sürekli  horlanarak  yalnızca  tortusu  bırakılmış  hayatlarını  sürüyor  olmaları, kendi  fıtratlarındaki  potansiyellerini  ihmal  ederek  bazı  seçkin  kimselere  şuursuzca  bel  bağlayıp  kurtuluş  umudunu  yalnızca  onlara  has  kılmalarından  dolayıdır.  Oysa  imtiyazsız  ve  iltimassız  sosyal normları  yalnızca  nebîlerin  öğretisinde  bulabilirsiniz.  Çünkü  onların  insanlara  sunduğu, bütün  zorba  çekiciliklerden  arındırılmış  saf bir  hayatın  insan  fıtratına  denk  düşen kendi  realitesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Evet  niçin? Mutlu  olabilmek  için  varolan  temel  şartlara  rağmen  birey  neden  mutsuzdur? Kendi içinde  saklı  olan &#8221; iyi  ve  güzel  şeyleri &#8221;  neden  gün  ışığına  çıkaramıyor? Onları  alabildiğine  açık olmaktan  ve  gelişmekten  alıkoyan ne? Hangi  bilinmez  kuvvet  onları  &#8221; kendi  yollarına  dikilen  bir  engel &#8221;  haline  getiriyor  ve  kendi  içlerindeki  hazinelerin  yine  kendi  içlerinde  gömülü  bir  halde  kalmasına  yol  açıyor? Kaçınılmaz  bir  kader mi  bu? Bir çeşit  alın  yazısı mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu  soruların  cevaplarını  araştırdığımız  zaman  ilk  olarak, bütün  yaşama  biçimlerinde  ortak   olan  özelliğin  temel  bir  bilgisizlik  olduğunu  görüyoruz. Burada  bilgisizlik  olarak  ifade  ettiğimiz  şey, formel olarak  eğitim  görmemiş  olmak  şeklinde  anlaşılan  bilgisizlik değildir (3)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Buradaki söz  konusu   bilgi; insanın  kendi  öz  cevherine, hayatına, istikametine, saadetine, selâmetine  ve  hatta  bu  hayatın  içindeki  tarz  ve  üslûbuna  hükmedecek  ve  onu  hayatın  bütün  müşküllerine karşı  donanımlı  kılacak  kıymet  unsurlarıdır. Bu  gün  toplumumuzda   kaç  kişi  bu  konuda  sahip  olması gereken  bilgiye  sahip  olmanın  güven  ve  emniyetini  duyabilmektedir? Bir  yazar  bu  konuyu  güzel  ifade ediyor: &#8220;Termodinamiğin  ikinci  kanunun  bilmezsem  ne  kaybederim? Hiç.. Peki  Şhakespeare’yi  bilmemekle  ne  kaybederim? Dünyayı  kavramamı  sağlayan  başka  bir kaynak yoksa yaşamayı  kaçırırım.&#8221; İşte  bu  bilgiden  mahrumiyet, kendisine  tabi  olmayanların da  kültürlerine, düşünce  hayatlarına  ve gündelik  yaşama  biçimlerini  yok  etmeye  yok  etmeye  yönelik  büyülü  bir  yansıma  olmaya  doğru  gitmektedir.  Bütün  kayıplarına  rağmen  gururla  erdem’i  taşıdıklarını  söyleyen  müslümanlar  dalgınlıklarından sıyrılıp  kendi  niteliklerini  gözden  geçirmelidirler. İşte  o  zaman  ellerinin  Leydi  Machbeth’in  ellerinden daha  temiz  olmadığını  göreceklerdir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bazan, Şam  üniversitesinde  okumuş  genç  bir  kızın  hayalini  görür  gibi  olurum. İmanı   ensar  kadınlarının  imanından  daha  az  olmayan  bu  genç  kıza  bir  gazeteci: &#8221; Yazın  sıcağında  bu  örtüye  nasıl  dayanıp  sabrettiğini&#8221; sorunca : &#8221; De ki: cehennem  ateşinin  sıcağı  daha  şiddetlidir&#8221; diye cevap vermişti (4)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu  kendinden  emin, güven  ve  vakar  içindeki  genç  kız, içinde  bulunduğu  aydınlık  noktaya  Kur’an’ın  temel  öğretilerini  içine  sindirerek  gelmiş  ve  hayatını  yaşanılmaya  değer  kılmıştı. Bu  hayatın  anlamlı  ve  imrenilir  kılınabilmesinin  bir  tek  yolu  vardır: Allah’ın  en  büyük  krallardan  daha  büyük olduğunu fark etmek&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Leyla  bir  özge  can mıdır</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Can  içinde  can mıdır</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir  adam  anlattılar leylayı  avuçlarında  gizliyormuş</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir  adam  koynunda  taşıyormuş  onu </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Onları  kıskanmak mıdır  leylaya  giden  yol</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ağlasak  bağışlar mı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nasıl  ölünür  uğrunda</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Söz verilmiş  ülkede  yabancı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ağlamayan  gezgini  düşündüm</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nil’i gözleriyle  içen  bir bilge  gibi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sara  gülümsüyor </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yargıç  yok  taşı  kim  atacak</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Leyla  bilmez mi  gerekli  olduğunu</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Şu  anda</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ben  ibrahim  ve  sara </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Leyla bilmez mi          (5)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Evet, bu  gerçeği  anlayıp  içine  sindirmek  ve  o  realiteyi  kendi  gerçeğiniz  haline  getirmek. Birey  toplum   içindeki  sosyal  ödevini  bu  bilgilerle  yerine  getirir ve  konumunu  yine  bu  bilgilerle  tayin  eder  ve daha da  önemlisi, kendisine  kulluk  edeceği  Rabbini  ya da  önünde  saf  tutacağı  beşerî  ilâhlarını bu bilgi ile seçer. Bilgi  müslümanın  yitik  malıdır. Fakat  içinde  yaşadığımız  yüzyılda  olduğu  kadar, birey birey, hiçbir devirde bilgiye bu kadar derin bir şiddetle muhtaç olmamıştı. Olmamıştı, şimdiye kadar yaşadığı hiçbir dönemde böylesine ağır,böylesine merhametsiz, böylesine  aşağılayıcı ve böylesine karmaşık bir kuşatma ile yüz yüze gelmemişti&#8230; Mü’min  önce  fikrini  kaybetti  sonra da  yüreğini&#8230; &#8221; Ey mü’minler! Yoksa siz sizden önce gelip  geçenlerin başına gelenler sizin de başınıza  gelmeden  Cennet’e  gireceğinizi mi  sandınız? Yoksulluk  ve  sıkıntı  onlara öylesine  dokunmuş  ve  sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki mü’minler: Allah’ın yardımı ne zaman dediler. Bilesiniz ki  Allah’ın  yardımı yakındır. (6)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu etrafınıza baktığınızda  göreceğiniz  tablo  gelecek  açısından  pek  ümit  verici  değildir. Paramparça, bölük pörçük  olmuş  ve  yalnızca  kendi  doğruluğuna  şahitlik  eden kendi etraflarına kurdukları siteler, sadece Sezarların tapınaklarına tuğlalar  taşıyacak köleler yetiştirmektedir. Cehaletin oluşturduğu sahte zavallı kalabalığın  özgürlüğünü de aldı ölümsüzlüğünü de&#8230;. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü  şeytan çok merhametli olan Allah’a  asî oldu&#8221; (7)  İbrahim  peygamberin (Allah’ın selâmı üzerine olsun) babasına bu  âyetteki  öğütleri  bütün  müslümanların  kulaklarına  küpe  olacak  niteliktedir. Modern  dünyada  yeni  ve  aydınlık  bir  insan  tipinin  doğması; onuru  yıpranmış, idealini  kaybetmiş, düşünce  dünyası  vurgun  yemiş, beyni  tozlanmış, geleneksel  tutsaklığını  sürdüren  sorumsuz, idraksiz  ve  niteliksiz  insan tipinin  hafızalarımızdan  bir  daha  dirilmemek  üzere  silinmesi  ile  mümkün  olacaktır. &#8220;Ey insanlar! Sizi  ve  sizden  öncekileri  yaratan Rabbinize  kulluk   ediniz. Umulur ki  böylece  kurtulmuş  olursunuz (8)  Allah  rahmet  eylesin  Mehmed  kif’in  Mısır dan  Mahir  İz’e  gönderdiği  hatıra  resmin  arkasına  el  yazısı  ile  karalayıverdiği  bir  dörtlük  onun  iç  dünyasında  kopan  fırtınaların  şiddetini  gösterir  ve bir  manada da  iğneli  bir  iç  sorgulamasının  feryadı  gibidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dış  yüzüm  böyle  ağardıkça  ağarmakta  fakat</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sormayın  iç  yüzümün  rengini: Yüzler  karası</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Beni  kendimden  utandırdı,  hakikat  şimdi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bana  hiç  benzemeyen  sûretimin  manzarası.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Artık  adım  attığım  her  yerde  yüz  kızartıcı  bir  kaçışın  hazzını  duyanları  istemiyorum. Önümde  kıyamet  çukurlarını, gecenin  zifiri  karanlığını, Ay’ın  solmuş  ışığını, yerinde  titreyen  dizleri, seherde  göğe açılamayan elleri, korkarak susan dilleri, mihraplardan  dökülen  avutucu  dilleri  istemiyorum&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(1) Eric  Hoffer / Kesin  İnançlılar / shf.90</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(2) a.g.e /  shf.155</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(3) Karen  Honey / Çağımızın Tedirgin İnsanı / shf.11</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(4) Prof. Dr. M.Ali  Haşimi / Müslümanın Şahsiyeti / shf.81</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(5) İlhami  Çiçek / Göğekin / shf.85 </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(6) Kur’an-ı  Kerim / Bakara  suresi / a.214</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(7) Kur’an-ı  Kerim / Meryem  suresi / a.44</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">(8) Kur’an-ı  Kerim / Bakara  suresi / a.21</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/subat/dusunce7.htm" target="_blank"> Nurettin Özcan &#8211; İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/518/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/518/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/518/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=518&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/cehalet-ve-parcalanan-umutlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/cehalet-ve-parcalanan-umutlar.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Acıkmış Katıra Gül Koklatmak</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/acikmis-katira-gul-koklatmak/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/acikmis-katira-gul-koklatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:17:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gelenek Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Haram - Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[
Domuz sürüsüne kuzu katılmaz

Lütuf tarlasına adım atılmaz

Acıkmış katıra gül koklatılmaz

İt eniği ite çeker unutma!&#8221;
 
Böyle diyor, söz ustası Abdurrahim Karakoç, &#8220;unutma!&#8221; başlıklı şiirinde. İnsanın söz ustası olması bir başka. Benim sayfalarla ancak ifade edebildiğim bir meramı o, bir tek cümleyle bir çırpıda anlatıveriyor&#8230; Bu tür sözler Türk halk muhayyilesinde de yeterince bulunmaktadır. Halk, günlük konuşmalarında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=516&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/katira-gul-koklatmak.png?w=381&#038;h=286" alt="" width="381" height="286" align="middle" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">Domuz sürüsüne kuzu katılmaz</span></p>
<p align="center">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">Lütuf tarlasına adım atılmaz</span></p>
<p align="center">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">Acıkmış katıra gül koklatılmaz</span></p>
<p align="center">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">İt eniği ite çeker unutma!&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Böyle diyor, söz ustası Abdurrahim Karakoç, &#8220;unutma!&#8221; başlıklı şiirinde. İnsanın söz ustası olması bir başka. Benim sayfalarla ancak ifade edebildiğim bir meramı o, bir tek cümleyle bir çırpıda anlatıveriyor&#8230; Bu tür sözler Türk halk muhayyilesinde de yeterince bulunmaktadır. Halk, günlük konuşmalarında bu sözlerden azami derecede yararlanmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Acıkmış katıra gül koklatılmaz!&#8221; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Peki ama neden?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu &#8220;neden&#8221;e cevap verebilmek için lafı birazcık dolaştırmak zorundayız. Bilindiği gibi katır, eşekle atın birleşmesinden doğan (babası eşek, anası kısrak) bir ara hayvandır. Yani o ne eşektir, ne attır. Anlayacağınız katır, daha baştan, nesebi gayrı sahih olmaklık bakımından, vukuatlıdır&#8230; Bu &#8220;neseb&#8221; işini hafife almamak lazım. Bunun dışında, katır ve katırın sulbünden geldiği eşek cinsi, ağır işlerde iyi iş görmekle beraber, kaba-sabalığı, ince fikirli olmaması, daha doğrusu hiç fikir edememesi, zeki olmaması ve üstelik de oldukça inat olmasıyla maruftur. İlaveten, katır, her ne kadar öldürücü tekmeler gibi güce sahipse de, sanattan anlamaz. Sanat üretemez. Bunu eskiler &#8220;eşşekten perşembelik umulmaz&#8221; sözüyle özetlemişlerdir&#8230;</span><span id="more-516"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir katır düşünün, hem de acıkmış bir katır: Şimdi bu hayvanın, biricik yiyeceği olan saman ve ottan, yeşil bir yoncadan başka bir şey düşünecek mecali var mı, olabilir mi? [Herhalde katır, petrol, doğal gaz, yer altı madenleri düşünecek değildir ya!] Gözü ahırın kapısında, ha geldi ha gelecek diye beklemekten bîtap düştüğü efendisinin ellerinde kendisine uzanacak bir tutam otta ya da bir kalbur samandadır. Bunun dışında her ne ikram ederseniz o hayvan için gereksiz, lüzumsuz ve münasebetsizdir. Şimdi tam bu demde, yani açlıktan tepinip durmaktayken katıra birisinin bir gül uzattığını düşünün: Rengi tabiatın gerçek rengini, kokusu gerçek kokuyu yansıtan, estetiği, zarafeti, güzelliği ile insanın başını döndüren; tarih boyunca sevginin sembolü olagelmiş, kara sevdalı türkülerin ayrılmaz bir parçası, gerçek san’at olan ilahî sanatın en nazenîn boyutunu temsil eden bir gül&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İşte böyle bir gül, bizim acıkmış katırımız için ya bir &#8220;ot&#8221; olarak görünecek ve tabi katırca bir iştiha ile kaptığıyla birlikte ham yapacak. Yahut, kendisiyle dalga geçildiğini düşünerek öfkelenecek ve sahibiyle beraber gülü de tekmeleyecek; nallarının altında ezilen gül, katır gübresine karışmaktan da kurtulamayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Gül ve katır! Kabalık ve incelik. Hantallık ve güzellik Paspallık ve zerafet. Süflîlik ve ulvîlik. Şehvet ve güzellik. Menfaat köleliği ve gerçek sanat. Tekme ve gül yaprağı. Gübre ve gül kokusu&#8230; Bu listeyi uzatmak mümkündür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;Acıkmış katıra gül koklatılmaz&#8221; sözü, katırlardan bir alıp veremediği olmayan birileri tarafından söylenmiş fantezi bir söz değildir. Bunun derin anlamları vardır. Bilgece bir sözdür. Kısaca ve genel hatlarıyla, yaratılıştaki düzeni, ahengi, uyumu, ilahî/aklî dengeyi gözetmenin gereğini hatırlatan bir sözdür. Neyin nerde durması gerektiğine dikkat etmeyi telkin etmektedir. İlahi tabiî dengede katır, gülden ve gül kokusu gibi, hassas alıcıların olmasını gerektiren, ondaki zerafeti ve insanı büyüleyen güzelliği algılama yeteneklerinden mahrumdur. Aç katıra gül koklatmak, hem katıra bir zulümdür, hem de gül gibi en zarif bir çiçeği katırın tekmeleri altına vermekle çiçeğe bir zulümdür. Bunu yapmamak gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu sözün başka alanlarda telmih ettiği başka anlamlar yok mu? Vardır elbette. Mesela bir ayıya, küçük bir bebek teslim edilemez. Zarif sanat eserlerinin sergilendiği bir züccaciye dükkanına fil; güzel bir bostana inek girdirilemez. Kedinin boynuna ciğer asılmaz. Aç köpek fırın bekçiliği yapamaz. Bir ırz düşmanına namus bekletilmez. Ve artık diyeceğimizi diyelim: Kur’an münkiri bir kafire Kur’an hediye edilemez. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Peki ama neden?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir Kur’an düşünün ki, insanlığı doğru olan tek yola, sırat-ı müstakîm’e çağırmaktadır. Peygamber Muhammed’i (a.s) Allah’ın bunun için risaletle görevlendirdiğini bildirmektedir. Bir Kur’an düşünün ki, Allah’a iman edenleri mü’min, iman etmeyenleri kafir olarak adlandırıyor. Allah’a iman eden, Allah’dan korkan, mü’minleri seven, onları dost edinen ve namazı kılıp zekatı verenlere Allah’ın velisi payesini veriyor. Allah’a iman etmeyenleri, Mü’minlere düşmanlık yapanları ise şeytanın velileri olarak adlandırıyor. Bu aynı Kur’an, şirki necaset, müşrikleri necisler olarak kategorize ediyor. Kafirlerin ebediyen iflah olmayacaklarını haber veriyor. Yeryüzünde Allah’ın indirdikleri ile, yani kendisi ile hükmedilmesini emrediyor. Onunla hükmetmeyenleri kafir, zalim ve fasık sayıyor. Bir Kur’an düşünün ki, erkek ve kadınlara namuslarını korumalarını, açılıp saçılmamayı emrediyor; örtünmeyi emrediyor. İçki, kumar (şans oyunları), falcılık, putperestlik gibi gelenekleri &#8220;şeytan işi pislikler&#8221; kabul ediyor. Namuslu kadınlara iftira atılmasını iğrenç buluyor ve faillere ceza öneriyor. Bir Kur’an düşünün ki, namazı, orucu ve infakı emrediyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Peki bu Kur’an, kendisini elinde taşıyanların bütün bunlardan hiç haberi yokmuş gibi, gayet pahalı, sükseli bir baskı ile bastırılıp, yine gayet süslü-püslü bir ambalajla sarılıp sarmalanarak, hediyeler valizine konulabilir ve onun birinci dereceden tebliğ muhatabına hediye olarak sunulabilir mi? Evet, sunulabilir. Yani bu, beşer tarihi açısından vak’ay-ı adiyedendir. Çünkü beşerin türlü dalaletleri ve garabetleri vardır, onlardan birisi de budur. Kur’an, beşer tarihi boyunca nice kafirin hilesine alet edilmiştir. Kur’an’ın bir hediyelik eşya konumuna indirgenmesine şaşmamak gerekir. Kur’an ilk kez nesneleşmiyor. Nesne, yani bir araç. Çıkarlarına alet ettikleri bir araç. Evet o Kur’an, ilgili zatın, hediye edilmiş eşyalar koleksiyonunda yerini alacak, ama o zatın kendisi, Kur’an’ın geldiği coğrafyaya ve daha ilerisine doğru, bombardıman uçaklarını göndermeye devam edecek. Elbette edecek, çünkü kendisine bu Kur’an’ı hediye edenler, bir anlamda &#8220;çekinme katliamlarını devam ettir!&#8221; mesajını vermiş oluyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İşte dinin siyasete alet edilmesi kelimenin tam anlamıyla budur. Onüç yaşındaki bir çocuğun başındaki bir metrelik bir örtüden, dünyayı yakıp-yıkacak gibi anlamlar çıkartanlar; müslüman mahallesinde bir kızcağızın başını örtmesini, o mahallede diğer başı açık olanlara &#8220;baskı&#8221; ve &#8220;dayatma&#8221; anlamına geldiği gibi olağanüstü yorumlar devşirenler, o başörtüsüne, sadece iki-üç ayetini tahsis eden Kur’an’ın kendisini hediye alıp veriyorlar, bundan hiçbir olumsuz anlam çıkmıyor! Tıpkı bir zamanlar, kendi katlarından bir ruhbanlık uyduran, ama ona da adam gibi uy(a)mayan Hristiyanlar gibi&#8230; (57/Hadid, 27) Ya da zanlarınca, Allah’a ve putlarına ekinlerden ve hayvanlardan paylar ayırıp, &#8220;bunlar Allah’a, bunlar da ortaklarımıza&#8221; dedikten sonra, Allah’a ayrılanları da kendi ortakları hesabına geçiren (6/En’am, 136) Mekke müşrikleri gibi&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Şu halde gerçek anlamda anlaşılmıştır ki, Kur’an’ın münkirleri gerçek anlamda çifte standartlı kişilerdir. Aynı zamanda din istismarcısıdırlar. Yine, hediyelik eşya konumuna indirdikleri (nesneleştirdikleri) Kur’an’ın, &#8220;bilin ki onlar gerçek bozgunculardır, fakat bilincinde değilller&#8221;; bilin ki onlar gerçek sefîh (beyinsiz/akılsız/düşkün) kimselerdir, fakat bilmiyorlar&#8221; (2/Bakara, 12-13) diyerek gerçek kimliklerini açıkladığı kimselerin, beynen-nâs &#8220;biz ıslah edicileriz&#8221; diye şişinmeleri gibi&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dini istismar etmeyen, etmeye karşı olan kimse, ilk başta kendisi buna uymalı değil midir? Kur’an’a inanmayan kimse onun adını ağzına bile almamalı değil midir? Kur’an’ın getirdiği hayat düzenine inanmayan, sadece ona bir fetiş ya da tabu gibi inananlar, onu hediyelik eşya durumuna düşürmek ahlaksızlığını işleyebilmektedirler. Bir ölümcül hasta düşünün: Kendisine en mahir doktorun verdiği, şifa bulacağında kuşku olmayan bir reçeteyi götürüp bir başka ölümcül hastaya sırf &#8220;hediye&#8221; ediyor. Üstelik de reçeteyi yazan doktora düşmanlıklarını eksiltmiyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yeryüzündeki en büyük fesat, kelimeler ve kavramlarla oynayarak, insanların zihnini alabora etmek, toplumların algılayışlarını manipüle etmektir. Teoman Duralı’nın adlandırmasıyla, Çağdaş Küresel İngiliz-Yahudi medeniyeti, tanklar ve uçaklardan önce savaşını kelimeler ve kavramlarla yapmaktadır. Bir ülkeye savaş uçaklarını göndermeden önce, gerek o ülkeye gerekse bütün dünyaya karşı şeytanın bile aklına gelmeyecek kurnazlıkta bir propaganda savaşı yürütmektedirler. Bu propagandanın özeti şudur: Medeniliğin, gelişmişliğin, kalkınmışlığın, çağdaşlığın zirvesine ulaşmış bulunan Amerika, bu kıstaslar açısından listenin en altında kalmış ülkeleri eğitmek, terbiye etmek, onları da medeniyetin belli seviyesine çekmekle yükümlüdür! Amerika dünyanın öğretmenidir! Bunun için o geri kalmış bölgelere medeniyet götürmektedir! Bir sınıfta dersi uslu dinlemeyen öğrencilere öğretmen ne yaparsa, işte Amerika da, savaş açtığı ülkelere (bunlar genellikle &#8220;islam ülkesi&#8221; denen ülkelerdir) onu yapmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İşin aslı ise ABD (daha doğrusu Çağdaş Küresel İngiliz-Yahudi medeniyeti) kendisine yeni enerji kaynakları aramaktadır. Yeni sömürge alanları açmak istemektedir. Yani acıkmıştır. Tam bu demde ona Kur’an hediye etmenin bir anlamı yoktur. Halbuki ona enerji kaynakları lazım. Petrol lazım, doğal gaz lazım vs.. E artık bu durumda o Kur’an’ın, yukarıda resmetmeye çalıştığımız katır-zede çiçeğin akıbetinden bir farkı kalır mı, varın siz düşünün. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu arada belirtelim ki, nasıl ki modern dünyanın katırları eskisinden çok farklı ise, katırcıları olduğu gibi, katırlara ot yerine çiçek verenleri de farklılaşmıştır. Bunlar sıradan bir bilmezliğin esiri değiller. Bile isteye oynanan oyunun taraflarıdır. Katırlar ve hâdim-i katırlar bir ihanet oyununu birlikte sergilemektedirler. Burada saf olanlar, oyunu safça izleyen, gülünmesi gereken yerde ağlayan, ağlanması gereken yerde gülen, ama siyasi basiretleri dumura uğramış müslüman toplumlardır. Bu siyasi körlük devam ettiği sürece, bilumum kutsallarıyla birlikte, tepişen katırların arasında telef olmaktan kendilerini kurtaramayacaklardır. Bunları söylerken Kitab’ın, &#8220;Allah’dan ümidini ancak kafirler keser&#8221; ikazını da asla unutmuş değilim&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ne dersiniz, acıkmış katıra gül koklatmakla, Kur’an vermek arasında bir fark var mıdır?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/subat/dusunce2.htm" target="_blank"> Mehmed Durmuş &#8211; İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/516/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=516&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/acikmis-katira-gul-koklatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/katira-gul-koklatmak.png" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Misyonerler Ya da “Misyon-Er”leri</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/misyonerler-ya-da-%e2%80%9cmisyon-er%e2%80%9dleri/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/misyonerler-ya-da-%e2%80%9cmisyon-er%e2%80%9dleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gelenek Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=514</guid>
		<description><![CDATA[
Genelde rejimin &#8220;misyon-er&#8221;lerinin ön plana çıktığı ve her zaman olduğu gibi gündemi belirlediği bir zaman periyodunu yaşadık. Öyle ki aylardır gündemin birinci sırasına oturan ve tam anlamıyla ABD propagandasına dönüşen Afganistan operasyonunun yanı sıra gündeme gizemli olduğu kadar traji-komik bir biçimde misyonerlik tartışmaları damgasını vurmaya başladı. Asıl komik olan ise, misyonerlik tartışmalarını yapanların, genelde, Allah&#8217;ın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=514&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/misyonerrahibelamberthacinyolunda.jpg?w=500&#038;h=282" alt="" width="500" height="282" align="top" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Genelde rejimin &#8220;misyon-er&#8221;lerinin ön plana çıktığı ve her zaman olduğu gibi gündemi belirlediği bir zaman periyodunu yaşadık. Öyle ki aylardır gündemin birinci sırasına oturan ve tam anlamıyla ABD propagandasına dönüşen Afganistan operasyonunun yanı sıra gündeme gizemli olduğu kadar traji-komik bir biçimde misyonerlik tartışmaları damgasını vurmaya başladı. Asıl komik olan ise, misyonerlik tartışmalarını yapanların, genelde, Allah&#8217;ın dini olan İslam&#8217;dan razı olmayıp, İslam dinini, rejimin değişmez ilkelerine uygun bir formatta yeniden tanımlamaya, yorumlamaya çalışanların olmasıydı. Bu vesileyle bir kısım odaklar, önemli gelişmeleri perdeleme amacındayken, rejimin &#8220;misyon-er&#8221;leri de kendilerini dinin koruyucusu kisvesiyle topluma sunma gayretindeydiler. Bu popülist söylem ile bir yandan toplumsal hassasiyetler ön plana çıkarılırken, diğer taraftan da rejimin &#8220;misyon-er&#8221;lerine karşı toplumda oluşan şüpheler giderilmek isteniyordu sanki&#8230; Oysa rejimin &#8220;misyon-er&#8221;lerinin yaptıkları ile şeytana tapan &#8220;satanist&#8221;lerin, Hıristiyanlığın üçlü teslis akidesini (şirkini) Tevhid akidesi yerine ikame edebileceklerini sanan misyonerlerin, ırkçı din anlayışlarıyla &#8220;siyonist&#8221;lerin, emperyalizmin kurguladığı türedi dinlerin (Bahailiğin, Yahova Şahitleri&#8217;nin, Masonluğun&#8230;) yapmak istedikleri arasında özde bir fark bulunmadığı aşikardı. Zira Edward Said ve bazı batılı yazarların da altını çizerek belirttikleri gibi, misyonerliğin amacı, yalnızca Hıristiyanlık dinini insanlığa götürmek değildir. Misyonerlik, aynı zamanda Hıristiyan-Emperyalist devletlerin / güçlerin (vb.) siyasi, ekonomik ve kültürel amaçlarını gerçekleştirme yolunda örgütlü ve  ciddi finansal desteğe sahip çalışmalardır da&#8230;</span><span id="more-514"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Özetle bu misyonerler diyorlar ki, bizim dinimiz güçlü olduğu için biz de güçlüyüz ve dünyaya hakim durumdayız. Siz de bizim yaptığımız gibi dininizi yeniden gözden geçirir, dininizi reforme ederek seküler bir kalıba sokabilirseniz ya da buna gerek almadan bizim dinimize girerek &#8220;protestan ahlakı&#8221;nı yakalarsanız sizler de güçlenir, kalkınırsınız. Rejimin &#8220;misyon-er&#8221;leri de özde aynı şeyleri bizim dilimizle ifade etmiyorlar mı? Öyleyse kıblesini batıya çevirmiş rejimin &#8220;misyon-er&#8221;leri ile misyonerler arasındaki bu kayıkçı kavgasının arka planındaki nedenler neler olabilir?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bize göre, misyonerlik ile ilgili tartışmaların birinci nedeni, geleneksel dürtüler ve bu hassasiyetlerin dile getirilmesinin popülist politikalara prim sağlamasıdır. İkincisi, zaten &#8220;bir hükümeti, bir kuruluşun, genellikle uzak bir bölgede ya da ülke içinde bir kimseye ya da topluluğa verdiği belirti ve geçici görev&#8221; anlamındaki misyonerliğin/&#8221;misyon-er&#8221;liğin, mevcut atmosferden kendi misyonları doğrultusunda istifade etme gayretidir. Üçüncüsü ise, henüz çok kesif bir şekilde belirtileri ortaya dökülmeyen, gözlemlenemeyen, hatta ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye zorlanılan AB ile ABD arasındaki güç çekişmesi bağlamında dile getirilen spekülatif nedenlerdir. Dolayısıyla, Türkiye vb. ülkelerdeki klasik anlamıyla misyonerlik faaliyetleriyle, Batı yörüngesindeki rejimlerin resmi politika haline dönüştürdükleri, dahası bazılarının rejimin bekası için elzem gördükleri yeni bir din kurgulama çalışmaları; hoşgörü, dinler-arası diyalog söylemleri, Abant Konsilleri ve siyasi kulvarda somutlaşan sekülerleşme, düşünsel ve peşisıra yaşam biçimi alanlarındaki evrilmeler karşıt faaliyetler değil, birbirlerini tamamlayan ‘misyon’un önemli unsurları olarak karşımızda durmaktadırlar. Bir anlamıyla, misyonerlik faaliyetlerinin ulaşmak istediği sonuçlarla söz konusu ettiğimiz değişik projelerin hedefleri arasında tam anlamıyla bir paralellik söz konusudur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">STRATEJİK ORTAKLIK</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Misyonerler ile &#8220;misyon-er&#8221;lerinin adeta birbirlerini tamamladıkları bir coğrafyada yaşıyoruz. Her şeyin &#8220;Türkiye&#8217;nin kendine özgü koşulları&#8221; çerçevesinde değerlendirildiği bu ülkede &#8220;stratejik ortaklık&#8221; anlayışının da farklı olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Dolayısıyla bir köşe yazarının Türkiye ile ABD arasındaki stratejik işbirliğinin, ABD&#8217;nin stratejik işbirliği içinde olduğu diğer ülkelerinkiyle benzeşmediğini ifade etmesi bizleri şaşırtmamalı. Bilindiği gibi &#8220;stratejik ülke&#8221; konumundan, zamanla, &#8220;stratejik işbirliği&#8221;ne değer verilen ülke statüsüne yükselen Türkiye, yakında ABD&#8217;nin stratejik ortağı (?!) olmak üzere sistemini yenilemeye zorlanmaktadır. Soğuk savaş döneminde stratejik müttefik olarak değerlendirilen Türkiye, İran Devrimi ile ivme kazanan dış dinamiklerle zorlanan bir değişimin sürecini yaşamaktadır. 11 Eylül olayları sonrası önemi giderek artan Türkiye&#8217;de bazıları güvenlik kaygısını ön plana çıkartarak bu değişim sürecinin önünü kesmek istemektedirler. Ancak, Batının özellikle ABD&#8217;nin global ve bölgesel politikalarında Türkiye&#8217;nin vazgeçilmez bir yeri olduğu artık netleşmiş bulunmaktadır. Aynı zamanda konjonktürel gelişmeler kendine has politikalardan mahrum olan ve Batı ile birlikteliği adeta bir amaç haline getiren Türkiye&#8217;yi olayların içine hızla sürüklemektedir. Ne var ki, ABD ile ilişkilerinde inisiyatifi tamamen kaybeden, ABD&#8217;nin politikası gereği hızla İsrail ile stratejik işbirliğine zorlanan Türkiye&#8217;de ciddi anlamda zihniyete ilişkin ve yapısal sorunlar bulunmaktadır. Dolayısıyla mevcut yapının resmi politikası (?!) ile ABD&#8217;nin politikaları tam anlamıyla örtüşmemektedir. Ve bu gerçek, artık Türkiye&#8217;nin vaziyeti idare etmesine de imkan vermemektedir. Bu nedenle, başta Irak ve Kıbrıs konuları olmak üzere bir çok konuda Türkiye&#8217;nin resmi politikalarını sürdüremediği ve dış dinamiklerin tesiriyle hızla bir yerlere doğru sürüklendiği görülebilmektedir. Artık yeni küresel dengeler belirleyici olmaya başlamış bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, değişime direnerek ve güç dengelerinin konjonktürel boşluklarından yararlanarak vaziyeti idare etme opsiyonunu kaybetmiştir. Her ne kadar devlet içindeki bir takım unsurlar, AB karşıtı söylemlerin arkasına sığınarak dirençlerini sürdürseler de, bu, sonucu değiştirmekten çok biraz geciktirmekten başka bir işlev göremeyecektir. Zira dış dinamikler Türkiye&#8217;de karşı konulması güç bir etkiye ulaşmıştır. Bazı çevrelerin, en azından mevcut dengeler çerçevesinde, ABD ile AB arasında gereğinden fazla öne çıkardıkları çıkar çatışmasına rağmen, ABD, Türkiye&#8217;nin AB dışında kalmasını istememektedir. Türkiye&#8217;den, bir an önce, ekonomisini düzeltmesini istemekte, siyasi reformları geciktirmemesi yönünde telkinlerde bulunmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu bağlamda, ABD&#8217;nin terörle mücadele bahanesiyle Afganistan&#8217;da yürüttüğü hakimiyet mücadelesine tam destek veren Türkiye, Irak&#8217;a operasyon kararını vermiş olan ABD&#8217;nin politikaları doğrultusunda hızla savrulmaya devam etmektedir. Başbakan Ecevit&#8217;in 1980 sonrası T. Özal&#8217;ın yaptığı ABD gezilerini andıran son ABD çıkartması bu durumu daha da netleştirmiş bulunmaktadır. Öyle ki ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye vereceği ekonomik ve finansal destek vaatleri ile Türkiye&#8217;nin Irak operasyonunda ABD&#8217;ye vereceği destek arasında ciddi bağlantılar da bunu ortaya koymaktadır. Bu arada Türkiye&#8217;nin Saddam yönetimini BM kararlarına uyma konusunda ikna çabaları da devam etmektedir. Operasyona hazırlık sürecinde bu durum bizi şaşırtmamalıdır. Bush yönetimi Irak muhalefetini desteklemeye devam etmektedir. BM ve diğer uluslararası örgütler marifetiyle yaptırımları daha da yoğunlaştırılmaktadır. Yani zaman ve yöntemi henüz netleşmemiş olan Saddam yönetimini devirme süreci, &#8220;stratejik ortak&#8221;(?!) Türkiye&#8217;nin de olayların içine hızla çekilmesiyle devam etmektedir. Bu arada, sınırları içinde ciddi bir etnik çatışma dönemi yaşayan Türkiye&#8217;nin, Saddam&#8217;ın devrilmesinden sonra Kuzey Irak&#8217;ta fiili bir Kürt Devleti kurulmasından kaygı duyduğu da bilinmektedir. Zaten Irak&#8217;taki fiili durum da Türkiye&#8217;nin rahatsızlığını haklı kılacak bir manzara arz etmektedir. Ancak, ABD&#8217;nin bölgedeki politikası iyi tahlil edildiğinde ve Türkiye&#8217;nin ABD açısından önemi dikkate alındığında bölgede bir Kürt devleti kurulması çok zor görünmektedir. Belki Türkiye&#8217;nin bilgisi ve kontrolü dahilinde bir Kürt federasyonu&#8217;nu ABD düşünse de mevcut dengeler çerçevesinde şimdilik bu da mümkün gözükmemektedir. Durum bu olunca, ABD&#8217;nin stratejik ortağı olmaya hazırlanan Türkiye&#8217;nin geçmişe takılarak, Kürt Devleti kurulmasını bir savaş sebebi sayması da komik olmaktadır. Çünkü bölgeyi kontrol eden güç olarak ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye rağmen böyle bir politika izlemesi beklenilmemelidir. Aynı zamanda, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi Türkiye, böyle bir girişimle karşılaşsa ABD&#8217;ye mi savaş açacaktır? Dolayısıyla belirli dönemlerde Türkiye&#8217;yi kendi politikalarına angaje etmek isteyen ABD&#8217;nin bölgedeki bazı operasyonlarının, bölgede Türkiye aleyhine bir Kürt Devletine dönüşmesi beklenemez. Konu, kuruluşundan bu yana PKK ile ABD ilişkileri analiz edildiğinde daha net anlaşılacaktır. Ayrıca, ABD&#8217;nin bölgesel politikalarında yanında görmek istediği ve desteğini stratejik gördüğü bir Türkiye gerçeği karşımızda durmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Öyle ki, ABD&#8217;nin etkili yazarlarından William Safire, Türkiye&#8217;nin ABD açısından önemini daha geniş bir çerçevede ifade etmektedir. &#8220;Köktendinci müslümanlara karşı Türk kartının oynanması&#8230;&#8221; gereğini ortaya koyan Safire, &#8220;Gerçek düşman olan köktendinciliğin, İslam dünyasını ele geçirip Suud ve Kuveyt petrollerine sahip olmak isteyen ve ılımlı müslümanlarla tüm Hıristiyan ve Musevileri yok etmek amacında olduğunu&#8230;&#8221; korkuyla ifade etmektedir. Dolayısıyla bu tür hareketleri bölüp parçalamak gerektiğinin de altını çizen Safir, geçmişte Sovyetlere karşı Çin kartı nasıl oynanılmışsa bu hareketlere karşı da &#8220;Laik-Demokratik Müslüman Türkiye&#8221; kartının oynanması gereğinin altını çizmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">DAVOS TOPLANTILARI VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">W. Safire&#8217;nin de ifade ettiği gibi, Batı için, özellikle de ABD için Türkiye kartı büyük bir önem arzetmektedir. Hem arzulanan model bir ülke olmasıyla, hem de Ortadoğu, Balkanlar, Ortaasya ve Avrupa politikalarında vazgeçilmez bir partner, kendine özgü bir &#8220;stratejik ortak&#8221; olarak Türkiye vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Gelecekte arzulanan niteliklere sahip bir Türkiye için gerekli düşünsel ve toplumsal dönüşümü Batılı referanslar çerçevesinde gerçekleştirebilecek, en azından buna uygun bir vitrin işlevi görebilecek, halk tabanı bulunan bir lidere ihtiyaç duyulduğu da bilinmektedir. Görünen o ki bu kadroya aday en güçlü isim de Recep Tayyip Erdoğan&#8217;dır. Aksi görüşlere rağmen, 11 Eylül sonrası bu tip bir lidere duyulan ihtiyaç ve Türkiye&#8217;den Batının beklentileri azalmamış, artmıştır. Önemli olan, bu aday isimler ve kadroların, sistemin temel değerleriyle çatışmaya girmeden global sistemin arzuladığı bir Türkiye projeksiyonunu ortaya koyabilmeleridir. Bunun ciddi ve zorlu bir süreç yaşanmadan gerçekleşmesi ise beklenemez. Dolayısıyla Türkiye&#8217;nin değişim sürecinde direnç odaklarının ortaya çıkması ve mevcut statükoyu korumak için mücadele etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi&#8217;nin AK Parti ile ilgili kararı sistemdeki bu sancının göstergelerinden biri olarak alınmalıdır. Bu karar, hukuki sürecin bir sonucu olmaktan ziyade siyasidir ve adeta sistem-içi odakların pozisyonlarını ortaya koyan önemli bir karar olması nedeniyle de önemsenmelidir. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi AK Parti ile ilgili kararı alırken bir hayli (6/5 çoğunluk) zorlanmış bulunmaktadır. Karara göre, R. Tayyip Erdoğan, partisinin genel başkanı olabilecek, siyaset yapabilecek, ama milletvekili olamayacaktır. Dolayısıyla milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahip olmadığı için de başbakan olması mümkün olmayacaktır. Mahkemenin kararıyla ilgili bu hakim yoruma rağmen, konunun netleşmesi için mahkemenin gerekçeli kararının görülmesinde zaruret olduğu hukukçularca ifade edilmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Aynı zamanda, Anayasa Mahkemesi, Tayyip Erdoğan&#8217;ın kurucu üyelikten çıkartılması için AK Parti&#8217;ye ihtar verilmesini de kararlaştırmış bulunmaktadır. Erdoğan&#8217;ın genel başkanlık yetkilerine tedbir konulması yolundaki Başsavcılık talebi ise mahkemece reddedildi. Karardaki bu ve benzeri açık maddelere karşın Erdoğan&#8217;ın milletvekili seçilip seçilemeyeceği hususu tartışmalara neden oldu. Ancak bu konuda da henüz bir yargıya varabilmek için vakit erken görülmektedir. Mahkemenin gerekçeli kararı yayınlandıktan sonra son kararı Yüksek Seçim Kurulu&#8217;nun vereceği bilinmektedir. Ne var ki Yüksek Seçim Kurulu&#8217;na konunun intikalinden önce bazı gelişmelerin olması da kuvvetle muhtemeldir. Tekrar ciddi bir kriz yaşanmadığı takdirde 2003 sonbaharından önce ufukta seçim gözükmemektedir. Bu arada Anayasa&#8217;da yapılan değişikliklere paralel olarak yapılması gereken yasal değişiklikler Erdoğan&#8217;ın seçilme hakkını engelleyen hukuki durumu ortadan kaldırabilir. Ayrıca, &#8220;memnu hakların iadesi&#8221; talebiyle Erdoğan&#8217;ın mahkemeye başvurmasıyla bu engel bertaraf edilebilir. Bilindiği gibi, T. Erdoğan, 26 Ocak 2003 tarihinden itibaren &#8220;memnu hakların iadesi&#8221; için mahkemeye başvurabilecektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Anayasa Mahkemesi&#8217;nin AK Parti ile ilgili kararının ilginç bir boyutu da başörtülü oldukları gerekçesiyle parti kurucusu olamayacakları doğrultusundaki Başsavcılık talebinin reddedilmesidir. Böylece Mahkeme, AK Parti kurucu üyeleri Ayşe Böhürler, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahiş Yaşar&#8217;ın kurucu üyelikten çıkarılması talebini &#8220;oy birliği ile&#8221; reddetmiş oldu. Bu karar, her ne kadar, &#8220;partilerin kamusal alan dışında görüldüğü&#8221; şeklinde yorumlansa da, bu anlamı aşan etkileri olabilecek bir karardır. Zira bu karar, 28 Şubat süreciyle başlayan resmi bağnazlıktan dönüşün bir işareti olarak da değerlendirilebilir. Ancak, AB&#8217;ne giriş sürecini yaşayan ülkede yine bir garabet ile karşı karşıya bulunulmaktadır. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararıyla, başörtülü kadınlar da, artık her türlü siyası faaliyetlere katılabilecekler, kurucu üye olabilecekler, milletvekili seçilebileceklerdir. Ancak &#8220;kendine özgü şartlar&#8221;dan sıyrılamayan Türkiye&#8217;de Anayasa Mahkemesi kararına karşın 28 Şubat ürünü olan Meclis İç Tüzüğü bu hakların kullanılmasının önünde engel olarak durabilmektedir. Aslında engel olan Meclis İç Tüzüğü&#8217;nde somutlaşan etkili çevrelerin hassasiyetleri olduğu da herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenledir ki, bu karara rağmen, AK Parti ve Saadet Partisi, seçimlerde başörtülü aday göstermeyeceklerini deklare etmek gereğini duymuş bulunmaktadırlar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Partisi ve kendisiyle ilgili tartışmaların gündemde olduğu bir zamanda AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Davos Toplantıları&#8217;na katılmak üzere ABD&#8217;ne gitti. Yıllardır Dovaos&#8217;ta yapıldığı için Davos Toplantıları diye anılan bu toplantılar, Erdoğan ve Ak Parti&#8217;nin geleceği açısından en az Anayasa Mahkemesi kararları kadar önem arzeden toplantılardır. 11 Eylül olayları nedeniyle Newyork&#8217;ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu&#8217;nda T. Erdoğan, geçmiş imajını silerek global sistemi kontrol eden ekonomik ve siyasi güç odaklarına &#8220;bana güvenin ve destek verin&#8221; mesajını vermek durumundadır. Kendisinin geleceği ve Partisinin iktidara, daha doğrusu hükümete yürüyebilmesi buna bağlı bulunmaktadır. Global sistemi kontrol eden güç olarak ABD damgasını taşıyan bu tür toplantılarda, Batı&#8217;nın model ülkesi olmaya aday bir ülkeyi yönetmeye aday bir lider, kendini ispat etmek, misyonunun gereğini tereddütsüz yapacağı/yapabileceği konusunda inandırıcılığını ortaya koymaktan başka ne yapabilir?..</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/subat/yorum.htm" target="_blank"> İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/514/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=514&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/misyonerler-ya-da-%e2%80%9cmisyon-er%e2%80%9dleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/misyonerrahibelamberthacinyolunda.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>“Yetiş Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn”</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/%e2%80%9cyetis-ya-muhammed%e2%80%9d-veya-alin-bandajindaki-%e2%80%9cya-huseyn%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/%e2%80%9cyetis-ya-muhammed%e2%80%9d-veya-alin-bandajindaki-%e2%80%9cya-huseyn%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:15:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gelenek Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Haram - Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[
Gazetemi okuyor, bir yandan da İslami(!) radyonun kısık sesine kulak veriyorum. 
Çanakkale zaferinin yıldönümü münasebetiyle, gösterilen kahramanlıklardan söz ediliyor. Gerçekten büyük ve çetin bir zafer Çanakkale. 
Allah’ın nusrat ve iradesiyle kazanılmış bir zafer. Böyle olmalı&#8230; Ölümle burun buruna gelen her insan gibi Çanakkale’de savaşan mehmetçik de bütün içtenliğiyle Allah’tan, ama yalnız Allah’tan yardım istemiş olmalı. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=512&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img src="http://www.celiskiler.org/wp-content/yetis-ya-muhammed-2.jpg" align="top" height="375" width="500" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Gazetemi okuyor, bir yandan da İslami(!) radyonun kısık sesine kulak veriyorum. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Çanakkale zaferinin yıldönümü münasebetiyle, gösterilen kahramanlıklardan söz ediliyor. Gerçekten büyük ve çetin bir zafer Çanakkale. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Allah’ın nusrat ve iradesiyle kazanılmış bir zafer. Böyle olmalı&#8230; Ölümle burun buruna gelen her insan gibi Çanakkale’de savaşan mehmetçik de bütün içtenliğiyle Allah’tan, ama yalnız Allah’tan yardım istemiş olmalı. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Tıpkı peygamber (a.s) ve ashabının sadece Allah’tan istimdat ettikleri gibi. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ama bugün öyle olmuyor&#8230; Çanakkale savaşının kahramanlarını yüceltecekler ya&#8230; Tugay komutanı bilmem hangi paşa yardım istenecek yeri biliyormuş&#8230; Bağırmış üç kere &#8220;Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed!&#8221; ve yetişmiş Muhammed (a.s.); &#8220;Geldim buradayım, yanınızdayım&#8221; demiş. Onun ruhaniyeti ve himmetiyle kazanılmış zafer. Böyle uzayıp gidiyor hikaye.</span><span id="more-512"></span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Acı acı tebessüm ettim, yüreğim burkularak. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Temiz bir akide sahibi olmak, tevhid inancını saf kılmak bu kadar zor mu Allah’ım? </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Müslümanım diyen ve din gayretiyle çırpınan bu insanlara, yanlış anlaşılmadan meramımızı nasıl anlatacağız? </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kıldığı beş vakit namazın her rekatında okuduğu &#8220;Yalnız senden yardım dileriz&#8230;.&#8221; ayetini unutturan sebep nedir? </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yardım her zaman diri, kâdir-i mutlak ve hakimler hakimi olan Allah’tan istenir. Oysa göz bebeğimiz Muhammed (a.s.) ölmüştür. Onun insanları kurtarmaya gücü yetmez. Öldükten sonra değil, sağlığında bile kurtarıcı değildi. Sadece tebliğ ve tâlimle görevli idi&#8230; der isek korkarım ki, nebi (a.s.)’ı  tahfif ettiğim iddia edilsin. Oysa gerçek bu&#8230; </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nêbi (a.s.) vefatının verdiği acıyla şaşıran Ömer (r.a.)’ı Ebubekir (r.a.) &#8220;kim Muhammed’e (a.s.) inanıyorsa bilsin ki o ölmüştür, kim Allah’a inanıyorsa bilsin ki o ölmez&#8221; diyerek teskin etmiştir. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Evet Allah ölmez. O kimsesizlerin kimsesidir. O başı darda olanların yegane sığınağıdır. Sıkıntıları gideren sadece büyük O’dur. Öyleyken, sıkıntıların giderilmesini başkasından mı isteriz? Değil mi ki O bize şah damarımızdan daha yakındır&#8230; ve dua edenin duasına icabet eder. Üstelik bunları insanların en şereflisi olan Muhammed (a.s.) tebliğlerinden öğrenmiyor muyuz? Hiçbir peygambere Allah’ı bırakıp beni ilah edinin demek yaraşmaz. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Huneyn gününü hatırlamaz mısınız? Hani peygamberin ‘ruhaniyeti’ değil, bizzat kendisinin aralarında bulunduğu, o güçlü ve sayıca kalabalık olan İslam ordusu bile büyük bir sarsıntı geçirmiş, bütün genişliğine rağmen dünya başlarına dar gelmişti. Onlar Allah’tan başkasından yardım istemek gibi büyük bir cürüm de işlememişlerdi. Sadece böbürlendiler. Galibiyeti bir an kendi güçlerine bağladılar&#8230; </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bir de Uhud’u hatırlayın, peygamber (a.s.)’ın içlerinde bulunduğu o günü&#8230; Ne acılar ve ne sıkıntılara düşmüşlerdi. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Hem düşünmüyor musunuz, savaşlardaki galibiyetler nöbet nöbettir. O günleri Allah müslümanlarla kafirler arasında döndürür durur. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ben Çanakkale kahramanlarının &#8220;Yetiş ey Allah’ım&#8221; demiş olacaklarını düşünüyorum. Sıkıntıları Allah’tan başka kim giderir? </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ben bu düşüncelerle hüzünlenirken, bir yeni sıkıntı kaynağı oldu &#8220;Uşara ve Kerbela&#8221; günü münasebetiyle yapılan bir sürü bid’at. Zincirlerle dövünenler, kendine eziyet edenler, feryadı figân ile ağlayıp dövünenler&#8230; İbrahim (a.s.)’ın, Eyüp (a.s.)’ın, Yahya (a.s.)’ın, Ashab-ı Uhdud’un çektikleri acıyı yâd etmeyi gerekli görmeyenlerin Hz. Hüseyin (r.a.)’ın yasını tutmayı dini bir vecibe haline getirmeleri bir yana; alınlarındaki bandajlarda yazılı &#8220;Ya Hüseyn&#8221; sözüyle anlatmak istedikleri umarım Hz. Hüseyin (r.a.)’dan istimdat anlamı taşımıyordur. İran Irak savaşı esnasında kefen giyerek cepheye giden İran’lı gençlerin alnındaki &#8220;Ya Hüseyn&#8221; &#8220;Ya Ali&#8221; ibaresini görmüş, yadırgamıştım. Neden &#8220;Ya Allah&#8221; değil de &#8220;Ya Hüseyn&#8221;? Oysa şehit olmak umuduyla cepheye gidiyordu bu insanlar. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">&#8220;İnsanların birçoğu Allah’a eş koşmadan inanmazlar&#8230;&#8221; mealindeki ayet hiç çıkmaz aklımdan&#8230; Biliyorum biliyorum ağır gelecek bir çoğuna; kızacak, gücenecek, müslümanlar arasındaki birliği bozmakla bile suçlayacaklar. Fevri davranacaklar, öfkelenecekler düşünmeden. Bu yüzden değil mi zaten, üstü hep küllendi koca koca yanlışların ve bu yüzden değil mi arz üzerinde ki müslümanların çektiği çile? Tabi buna da itiraz edecekler. Farklılıklar ortaya koyarak birliği bozduğunuzdan dem vuracaklar. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnanın bu işin şakaya gelir yanı yok. Bu namazda el bağlamak veya salmak gibi bir detay değildir. Bu tevhidin zedelenmesi gibi, hayati olmaktan öte bir iştir.  </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İman ve tevhidin safiyeti temin edilmeden kurulacak hiçbir birliğin hayrı yoktur. Ve yukarıda söz ettiğim tevhidi zedeleyen hususlardır. Bu sebeple her hangi bir endişeyle üstü küllenecek türden farklılıklar değildir. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İslam aleminin içinde bulunduğu hazin durum, Allah’ın yardımının bir türlü gelmemesindendir. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nasıl gelsin ki? Allah sadece kendisinden isteyene yardım ulaştırır. &#8220;Allah bana yeter&#8221; diyene elini uzatır&#8230; Sadece kendisine güvenene güvence verir. Oysa bugün kimi insanlar &#8220;Yetiş ya Muhammed&#8221; kimileri &#8220;Ya Hüseyn&#8221; kimileri &#8220;Yetiş ya Abdulkadir Geylani&#8221; kimileri &#8220;Yetiş ya Şeyhim&#8221; demektedirler. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kimi çağırırsanız o yetişir size, yetişebilirlerse tabi&#8230; Şeyhini çağıran birine Allah niye yetişsin? Ya da Muhammed (a.s.)’ı çağıran birine&#8230; Kimi çağırıyorsan o&#8230; </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Biliyorum cüretkâr bulacaksınız belki. Ama şu mukayeseyi yapmaktan başka çarem yok &#8220;Yetiş ya Muhammed&#8221; demeyle &#8220;Yetiş ya Ebu Cehil&#8221; demek veya &#8220;Yetiş Lat, Menat, Uzza&#8221; demek arasında önemli bir fark olduğunu sanmıyorum. Eğer Allah’ın yanına bir eş katıyorsanız bunun İsa (a.s.), Musa (a.s.) veya Firavn olması, Lenin olması arasında bir fark yoktur. Nitekim İsa (a.s.) yüce bir peygamberdi, Allah’ın kelimesiydi ama onu Allah’a ortak koşanlar katıksız müşrik oldular. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">O halde insanların Allah’ın yanında bir başkasından istimdat istemeye cüret ettikleri düşünülürse benimki neden cüret sayılsın? Sakın yanlış anlaşılmasın, şirk belli bir bilinç, şuur ve kasıtla yapılan davranışlar, sözler ve düşüncelerle çıkar ortaya. Ben bu çeşit işlerin daha çok cehalet ve düşüncesizlikle yapıldığı kanaatini taşıyorum. </span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ama bu bilgisizlik ve düşüncesizliğin sonu hayra alamet değil elbet.</span><span style="font-family:Verdana;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;" lang="TR"><a href="http://www.iktibas.info/dergi/nisan/dusunce7.htm" target="_blank">Ömer                         Şevki HOTAR &#8211; İktibas</a><br />
</span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/512/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/512/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/512/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/512/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/512/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/512/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/512/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/512/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/512/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/512/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=512&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/%e2%80%9cyetis-ya-muhammed%e2%80%9d-veya-alin-bandajindaki-%e2%80%9cya-huseyn%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.celiskiler.org/wp-content/yetis-ya-muhammed-2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Elbiseyi Temizlemek</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/elbiseyi-temizlemek/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/elbiseyi-temizlemek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:13:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemaatler & Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenek Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Haram - Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[
İnanmak ya da inandığını zannetmek birbirlerinden farklı iki anlamı ifade eder. Her ne kadar ikisi de inançla alakalı kavramlar olsa bile ikinci tanımlama zannın hakimiyetine göre yapılanmış bir bilinçlenmeyi ifade etmektedir. Bu tür zann bilgilerle bilgilenmenin ayetlerle de ifade edildiği gibi hakikatte ne dünya ne de ahiret için hiçbir hayrı yoktur. Zan ne zaman bilgiyi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=508&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/elbiseyi-temizlemek.jpg?w=450&#038;h=317" alt="" width="450" height="317" align="top" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnanmak ya da inandığını zannetmek birbirlerinden farklı iki anlamı ifade eder. Her ne kadar ikisi de inançla alakalı kavramlar olsa bile ikinci tanımlama zannın hakimiyetine göre yapılanmış bir bilinçlenmeyi ifade etmektedir. Bu tür zann bilgilerle bilgilenmenin ayetlerle de ifade edildiği gibi hakikatte ne dünya ne de ahiret için hiçbir hayrı yoktur. Zan ne zaman bilgiyi güdümüne alırsa gerçekler şüphe ve hezeyan anaforunda asıl ekseninden uzaklaşır. Bu durumda elde bulunan bilgiler hakikatin izafileşmesine zemin hazırlar.</span><span id="more-508"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Allah’ın, elçileri vasıtasıyla insanlara yaptığı her çağrı mutlak bir bilgi şekliyle iletilmiştir. Emirlerin ulaşması noktasında zerre kadar zannın yeri olmamıştır. Vahyin hiçbir kişisel görüş ve tazyiğin şekillendirmesine bırakılmadan duyurulması, davette netliği ve başarıyı getirmiştir. Hal böyle olunca insanlığın kurtuluşu için gönderilen hükümler, taraftar bulsun veya bulmasın amacına ulaşıyordu. Vahiy, kimi zaman İbrahim gibi tek başına bir ümmet kimi zaman da Muhammed’le devlet noktasına erişiyordu. Her iki halde de onu tebliğ edenler azlık-çokluk sendromuna kapılmadan bilginin safiyeti ve ölçüsüyle hareket ediyorlardı. Ancak zaman geçtikçe insanlar vahiyle şekillenmek yerine vahyi yaşantılarına göre şekillendirmeye başladılar. Din adına kendilerine icazet verilmemesine rağmen suyun başını tutanlar hesaplarını ve konumlarını öne çıkararak uzlaşıcı ve bayağı formüllerle teviller, tefsirler yaptılar. Bu yozlaşma, piramitin tepesinden başlayarak tabanına kadar indi. Zamanın her adımında özden uzaklaşıldı. Kitap aynısıyla kaldı ama o kitapla müslümanların oluşturduğu Asr-ı Saadetin yerini asr-ı cehalet aldı. Artık kitabın yerine geçen rivayetler batılların tekrar uyanmasına vesile oldu. Değişik dinlerin ve geleneklerin etkileriyle tam bir metamorfoz oluştu. Dün bu dini tebliğ eden Peygamber ve arkadaşları az da olsa zalimlere meyletmezlerken daha sonra gece gündüz ilim tahsil ederek yetişen saray ulemaları ortaya çıktı. Ulema sarayın kapısını ve sultanın tahtını sallamayacak ilmi eserler kaleme alırken molla ve şeyhler de Kuran’da bizim bulamadığımız incelikleri tesbit ederek ayetlerle lohusa kadınların sütünü nasıl artıracaklarını, define bulmak için cinleri nasıl kullanacaklarını anlatan kitaplar şerhetmeye başladılar. Sapmanın bu boyuta geldiği zamanlarda öyle eserler yazıldı ki mahiyetlerinde, eseri yazanların rablığını görmek mümkündür. Son Peygamberin Muhammed olduğu ayetle sabit olmasına rağmen birileri ısrarla bu makama yerleşmeye çalıştı. Yazdığı safsataların ve kendisinin değerini yükseltmek için kimisi &#8221; Bana bildirildi ki&#8230; &#8221; diğeri pornagrafik eserlerini &#8220;alemlerin Rabbinden indirilmedir&#8230;&#8221; diye pazarladı. Bir başkası da rüyasında peygamberden aldığını söylediği emirle ümmetin aydınlanma kitabını yazdı. Görülüyor ki bu şizofrenik ve paranoyak düşünceler insanla vahiy arasına bütün zehirlerini kusmuşlardır. Evet, İblis boş durmuyor, insanların üzerine &#8220;atlıları ve yayalarıyla&#8221; yaygarayı koparıyordu. Zaten Kur’an’ı anlaması haram edilmiş halkın önüne ne koysalar kabulleniyordu. Avamın dini havasın dinine göre şekilleniyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İşte bu İslam zannettikleri din bizi köleleştirdi. İrademiz ve düşünme yeteneğimiz elimizden alındı. Malı elinden alınsa susmayı, zalim yöneticilere başkaldırmamayı öğretti. Sıkıştığımız zaman kutuplardan, hızırdan, şeyhlerden yardım yolunu gösterirken Allah’ı hatırımıza bile getirmedi. Allah’ın hükümleri için &#8220;işittik ve itaat ettik&#8221; dememiz gerekirken, şeyhlerimizin, parti ve cemaat liderlerinin din adına bizi isyana süreklemelerine sessiz kaldık. Marks bu dini müslüman olanlardan çok daha iyi tanımıştı. Horasan’dan başlayıp şamanların sarık ve sakalla donanmasıyla şekillenen bu din, dün Ebu Cehillerin saltanatını yıkarken artık saltanata cevaz veren bir &#8220;afyon&#8221; olmuştu. Her kandil, mevlid ve cumalarda aklımıza ve vicdanımıza zerk edilen uyuşturucularla  &#8220;sövene dilsiz , dövene elsiz&#8221; olmayı öğretirken bekaları içinde dua ettirmeyi unutturmadılar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nereden nereye geldik? Aslında hiçbir yerde değildik. Allah resulü neyi bırakmıştı? Elimizdeki nedir? O, müslümanlara sıkı sıkıya sarılmaları gereken bir kitap bırakmışken, biz başka kitapların ve insanların peşinde koştuk. Başta peygamberin ve sahabelerin tedvin ettirmediği hadis kaynaklarıyla – sıhhatıne bile bakmadan – itikad oluşturmaya başladık. Sonra hadislerin şerhlerine şerhler yazıldı. Bu ayrışmalar mezhebleri oluşturdu ve insanlar fırkalaştılar. Bu dallanma ve budaklama neticesinde herkes kendi yanındakiyle sevinmeye başladı. Dostluklar ve düşmanlıklar Kur’an’a göre değil, ruhbanların düşüncelerine göre şekillenmeye başladı. Bütün bu kaynak enflasyonu zihni gelişimin alameti olmaktan öte müstekbirlere olan mahkumiyetimizin bir göstergesidir. Tarih zaten bunun delilidir. İlk neslin öze bağlı hareketlerinden sonra müslümanların huzur dolu bir günü olmadığı gibi, asırlardır perişandırlar. Oysa Kur’an’la ahlaklandıkları zaman sahip oldukları güç ve imkan apaçık ortadadır. Buna rağmen bu köhneliğe dur demek için Kur’an’a dönüş çağrısı hurafeciliğin ve gelenekçiliğin şiddetli saldırısına uğradı. Her seferinde  &#8220;bu kadar alim ve eser ne olacak?&#8221; çürük sakızını bir kere daha çiğnediler ve patlattılar. Doğrusu ne  olacağı değil, ne olduğu ortadaydı. Bin küsür yıl sefalet ve cahillik, kölelik ve umutsuzluktan başka bir şey görmedik. Bu felaketler kronolojisini ister kabul edelim ister etmeyelim cebriyeci bir anlayışın hakimiyetine sebep oldu. Çaresizliği ve çıkmazı kendi elleriyle oluşturanlar bu pislikleri Allah’a havale ettiler ve kurtarıcı beklemeye başladılar. Böylece geleceği düşünülen ama asla gelmeyecek olan İsa ve Mehdi kültürü doğdu. Kargaşalarla geçen bu süreçte otoriteye hakim olanlar hiçbir zaman nefes darlığı çekmediler. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu manzara insanlığın dönüşümlü yaşadığı bir süreçtir. Peygamberin davetine başladığı Mekke’de farklı bir manzara yoktu. İnsanlar o zamanda İbrahim’den kalan tevhid dinini özden uzaklaştırarak  örf dini haline getirmişlerdi ve onunla oyalanıyorlardı. Bu arada Darü’n Nedve erbabı da cahiliyenin uyanıkları olarak sermayeyi götürüyorlardı. Muhammed’in çağrısına gösterilen mukavemetin arkasında atalardan kalma dinin savunulması vardı. Ancak sadece bununla bırakırsak yeterli bir tanımlama yapmış olmayız. Rejimim kışkırtmalarla &#8220;ilahlarınıza sahip çıkın&#8221; diye yaptığı çıkış aslında &#8220;Truva atının&#8221; bir kere daha icat edilmesinden başka birşey değildi. O tahta atın karnında saklananlar ise Mekke ileri gelenlerinden başkası değildi. Yani onların siyasi, ekonomik, askeri, hukuki vb. her türlü gücün sahipleri&#8230; Vahyin okunuşuna karşın onlar: &#8220;Ey Mekkeliler! Muhammed sözleriyle saltanatımızı sallıyor&#8221; demiş olsaydılar, Mekke halkı Daru’n Nedve hesabına müslümanlarla çatışır mıydı. Asla&#8230; Sadece iktidardan nasiplenenlerin karşı koyması düşünülebelirdi. Ancak Mekke yönetimi hikmetli davranıyordu. Peygamberin çağrısına karşı kutsadıkları değerlerle; &#8220;İlahlarınıza sahip çıkın&#8221; anlayışıyla karşı koydular. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Onlar Bedir’de tükendi. Müslümanlar devletlerini kurdular. Raşid halifeler başa geçti. Zamanla kargaşa tekrar başladı. Şimdi hilafetin başında sultanlar vardı. Sultanların hakimiyetinde yine peygamberini özleyen ve çağrısını hayata geçiren müminler çıktı ortaya. Peygamberin toprak evi ve mescidi karşısında süslü mabedleri ve sarayları gördüklerinde başkaldırdılar. Başları kesildi. Bu dönemlerde ortaya çıkan kıyamları küfrün giyotini sürekli kesti, biçti. Sultanlar sülalerine armağan ettikleri saltanatı meşrulaştırmak için kendi hesaplarına konuşan bir sürü müfessir, muhaddis, fakih, kadı yetiştirdiler. Onlara maaş ve saraylarından oda verdiler. Böylece sultanlar Allah’ın gölgesi oluverdiler. Zaman durmadı tam bin dörtyüz küsür yıl geçti. Tarihin bu kokuşmuş panoraması yine karşımıza çıktı. Kralların, sultanların yerine devlet adamları, ulemanın yerine cemaat liderleri şeyhler, müftüler, vaizler geçti. Firavunlar yine sahneye çıktı ve orduların başına geçti. Bu manzarın sonucunda saltanatın ve hurafeye döndürülmüş dinin işbirliği yaparak peygamberlerin mirasını nasıl ortadan kaldırdıklarını görmek mümkündür. Bu işbirlikçi zihniyetin tavrı, İsa Peygamber’in tevhidi çıkışına karşı Romalı askerlerle yahudi din adamlarının işbirliği ölçüsündedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> Görülüyor ki Peygamberin bıraktığı elbise epeyce kirlenmiştir. Allah resulünün üzerimize giydirdiği gömlek bu değildir. Şirki oluşturan bütün beşeri nizam ve ideolojilerin lekelediği bu gömlek bizi arkadan bağlayan bir deli gömleği hale gelmiştir. Bu gömleği ütülemek ya da düğme dikmek onu temize çıkarmaz. Kokuşmuş bu gömleğin içindeki duruşumuzla bozulmuş itikadımızla birlikte yapmış olduğumuz amellerimiz aynı konuma gelmiştir. Öyleyse bir kere daha kendimize gelerek Allah resulünün Müddesir suresindeki &#8220;Elbiseni temizle, pislikten kaçın&#8221; ayetleriyle yapmış olduğu çağrıyı yeniden gündemimize alalım. Yani düşünce dünyamızı kirletmiş olan bütün beşeri nizam ve ideolojileri terkederek Allah’ın bizden istediği şekilde inanmaya çalışalım. Aksi halde bozuk bilinçle bizlere dayatılan baskılara karşı ürkek, aciz ve korkak bir tavır sergilemekten başka bir şey yapamayız. Bilinçsizliğimizin bu boyutu, bugün başörtüsü yasağında kendisini göstermektedir. Ağzına mikrofon uzatılan başörtülü öğrenciler &#8220;demokratik haklardan&#8221; mahrum edildiklerini söylemektedirler. Bu sözlerle hak arama anlayışı asla Kuran’a uygun değildir. Batıdan ithal edilmiş ve insanların soysuzlaşması ve sömürülmesine sebep olan sistemlerin merhametine sığınmak bir müslüman için olacak şey değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bizim için gerekli olan aslında apaçık ortadır. Asrın ziyanda olduğu şu zaman diliminde öncelikli ihtiyacımız sapasağlam bir itikaddır. İtikadımız doğru olmalı ki amellerimizin bir hayrı olsun. O takdirde bu din asla size boyun eğdirmeyecek, zulme karşı birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye ettirecektir.</span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/nisan/dusunce6.htm" target="_blank">Cemal Çağlak &#8211; İktibas</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/508/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/508/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/508/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/508/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/508/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/508/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/508/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/508/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/508/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/508/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=508&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/elbiseyi-temizlemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/elbiseyi-temizlemek.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Hak’ka Rağmen Hak</title>
		<link>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/hak%e2%80%99ka-ragmen-hak/</link>
		<comments>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/hak%e2%80%99ka-ragmen-hak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 01:11:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ümmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://celiskiler.wordpress.com/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları ve bunlara benzeyen terkipler günlük siyasal/sosyal dilde sıkça kullanılıyor; kanaatimce bir anlamda eritiliyor hatta tüketiliyorlar. Hele İslam’a aidiyetleriyle şöhret kazanmış kalem erbabının dilinde ulu orta savrulan söz konusu söylemleri okudukça/işittikçe içim burkuluyor. Mü’minlerle mü’min olmayanların Hak anlayışları nasıl bu kadar birbirine benzeyebilir, şaşıyorum. Hak, hukuk ve hakikat kelimelerinin akrabalığını, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=506&subd=celiskiler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><img style="margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/hakka-ragmen-hak.jpg?w=300&#038;h=450" alt="" hspace="6" width="300" height="450" align="left" /><span style="font-family:Verdana;">İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları ve bunlara benzeyen terkipler günlük siyasal/sosyal dilde sıkça kullanılıyor; kanaatimce bir anlamda eritiliyor hatta tüketiliyorlar. Hele İslam’a aidiyetleriyle şöhret kazanmış kalem erbabının dilinde ulu orta savrulan söz konusu söylemleri okudukça/işittikçe içim burkuluyor. Mü’minlerle mü’min olmayanların Hak anlayışları nasıl bu kadar birbirine benzeyebilir, şaşıyorum. Hak, hukuk ve hakikat kelimelerinin akrabalığını, yakınlık derecelerini, türev ve tedailerini en iyi, en doğru bilmesi, anlaması gerekenler mü’minlerdir. Çünkü Allah Hak’tır. Bilcümle hukuk ve hakikatin kendisi ve menşeidir. O mutlak hak, mutlak hakikattir. İnsan hakları ve benzeri kullanımları, sıkça önümüze süren mü’minler hadisenin bu boyutunu ihmal ederek, unutarak konuşabilir, yazabilirler mi? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Seküler anlayışın yani varoluşumuzdaki ilahi iradeyi gözardı eden, yok sayan bir zihniyetin insan hakları terkibine yüklediği anlam ile mü’minlerinki birbiriyle örtüşebilir mi? Düşünün ki seküler anlayış Hak’kı tanrı veya tanrıların elinden  (ç)almış, onların hazinesinden aşırıp kendi mülkü kılmış gibi böbürlenir. Hak’kın tayin ve tespitindeki ilahi rolü insana hamleder. Bugünkü İslam dışı dünyanın hemen tümü hak, hukuk ve hakikatin kriterlerini insan teki veya kalabalıklarının ins(af)iyatifine terketmiştir. Onların insan hakları namına dile getirdikleri her iddia beşeri keyfiliklerin gaddarlığına maruzdur. Şahsiyeti kalabalıkların kahrına medar bırakan zalimane bir mantığın eseridir.</span><span id="more-506"></span><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Mesela bugünlerde alkolün belli alanlarda içilip içilmemesini referanduma tabi tutma veya tutmama tartışması gündemi işgal ediyor. Yine gündemi işgal eden bir başka İslami konu da başörtüsü problemidir. Gerçekten bir referandum yapılsa ve çoğunluk müslümanların aleyhine karar verse, bu kararı hak bir karar olarak kabul etmek mümkün mü? Mü’min hanımlar &#8220;Bu bizim imanımızın gereğidir,bu bizim üzerimizde Allah’ın hakkıdır&#8221; diyerek boğazlarını yırtsalar acaba kalabalıkların kahrından kendilerini kurtarabilecekler midir? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Mü’minler biraz Allah’ın kelamına kulak verip göz gezdirseler.. O zaman  başkalarının  insan, kadın, hayvan hakkı diye ortaya attıkları uydurma belgeleri imzalayabilir, onlarla aynı dili kullanırlar mıydı? Allah’ın kelamında neredeyse yüzlerce ayeti kerimede bizzat, bilfiil kullanılan, örnek gösterilen, bize öğretilen hak, hukuk ve hakikatin Allah’ı hayattan, dünyadan kovmaya çalışan batıl zihniyetlerin iz’ansızlıklarına ve insafsızlıklarına terkedilir miydi hiç? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Başı sıkışan, köşeye kıstırılan, kovuşturulan, izlenen, horlanan bir mü’minin sığınacağı hak, hukuk kapısı acaba Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi midir? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Nedir şu insan hakları? İnsanın neye, ne hakkı vardır? Kime karşı elde etmiştir bu hakkı? Kimden almıştır? Ne zaman almıştır? Elde ettiğinin hak olduğunu nereden  bilmektedir; kim bildirmektedir? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Tanrısal mülkten veya seküler formatta düşünecek olursak tabiattan kopartılmış bir hisse midir insan hakkı? Mü’min olmayanlar böyle düşünebilirler. Ama mü’minler üzerlerindeki her türlü nimetin  hak değil aksine Cenab-ı Hakk’ın bir izzeti, ikramı, ihsanı olduğuna iman ederler. Ve çok kere bu nimetin şükrünü hakkıyle yerine getirememekten ötürü Rablerine yalvarır, boynu bükük dururlar. Mü’minlerin en müttakisi bile çabalarıyla cenneti hak edemeyeceğini bildiğinden Rabbinin kendisini adaletini de aşan rahmetiyle yarlığamasını diler. Yani hak etmek, hak sahibi olmak-mü’minlere göre-kişinin çabasıyla ulaşılan bir kazanç sayılmıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ancak Cenab-ı Hakk’ın koyduğu had ve/ya hududlar için hak kavramını kullanabiliriz. Ama bizim kesbimizin, cehdimizin karşılığı hak değil belki cezadır. Allah’ın koyduğu hududlara riayet ise hukukun ikamesi ve ayakta tutulması işlemidir. Hak ve hakikatin çiğnenmemesi için Cenab-ı Hakk’ın koyduğu hududlara riayet şarttır. Bu anlamda insanların birbirinin hukukunu gözetmesi başkadır, beşeri keyfiliklerle veya kalabalıkların parmak hesabıyla  hak’kın tayinine kalkışmak başka birşeydir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Seküler yani dünyacı, yani hayat anlayışında ahiret boyutu bulunmayan, yani tanrıyı kafasından kovmuş ve onu sözü, buyruğu artık geçmeyen düşük bir krala dönüştürmüş zihinler mü’minleri anlayamazlar. Mü’minler de artık uyanık dursalar ve onların insan hakları türünden sanal, göstermelik, ayağı yere basmayan, her üç-beş yılda bir deforme olup reforma ihtiyaç gösteren hamasi söylemlerine aldanmasalar; onların arasına karışıp Hak’kın iradesini çiğnemeseler. Bilseler ki her birimizin kullandığı kavramlar temelde devasa farklılıklar arz etmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Biz mü’minler Allah’a karşı, Allah’a rağmen bir hak’kımız bulunduğunu düşünmeyiz. Aksine bir mütefekkirimizin ifadesiyle &#8220;İnsanın hakkı yoktur, müstehakkı vardır&#8221; hikmetini düşünürüz. Allah’a karşı hak değil mükellefiyetimiz vardır. Ve o mükellefiyet için ürpeririz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Oysa ötekiler insan hakları derken sanki tanrı haklarından kopartılmış, çalınmış, hatta zorla alınmış özgürlüklerden dem vurmaktadırlar. Allah Hak’tır, Hak Allah’tır dememek için insan, kadın, hayvan hakları gibi terkiplere başvurmaktadırlar. Amaçları tanrıyı hayattan kovmak olanların açtığı insan hakları bayrağı altında buluşmak, birleşmek mü’minlere yakışmaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Seküler standarttaki insan hakları terminolojisine göre (diyelim ki kimseye zarar vermeden) içki içmek, kumar oynamak, livata ve zina yapmak, tefeciklikle faiz yemek birer bireysel hak telakki edilebilir. Oysa mü’minlerin terminolojisinin kaynağı olan Kelamullah’a göre bütün bu fiiller birer zulümdür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Sözgelimi, yüz kişilik bir demokraside ellibir başıbozuk’un kırkdokuz namusluyu yönetme ve yönlendirmesi hak telakki edilirken bize göre bu da bir zulümdür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Hülasa, seküler zihniyetteki insanlarla beraberlikler kurup insan hakları kavramı etrafında mücadeleler sürdüren mü’minler işin bu boyutunu unutmamalıdırlar. Sonu nereye varacağı belli olmayan kimi özgürlüklerin yaygınlaşmasıyla müslümanlıklarını daha iyi yaşayacaklarını zannedenler korkarım aldanacaklardır. Mü’minlerin ittikaları kendi iç dinamiklerinden doğar. Daha iyi müslüman olmamızı harici şartlara ve etmenlere nasıl bağlayabiliriz? Tarifini tanrıtanımazların ürettiği bir özgürlük mü’minlerin özgünlüklerini ortadan kaldırır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden taşınarak günümüze ulaşan eşitlik, egemenlik hakkının ulusa tevdii, yaşama hakkı, inanç, din, vicdan hak ve özgürlüğü, seyahat, mülkiyet, çalışma, dinlenme, eğlenme v.s. hakkı gibi global, küresel vizyonlu terminoloji gözleri boyayan bir cazibe ve gözalıcı bir efsuna sahiptir. Tam da dünyanın her bölgesinde köşeye kıstırılmış müslüman kütlelere müthiş bir zamanlamayla yeniden dayatılmaktadır. Biz de hak ve hürriyetleri kendi zaviyemizden yeniden anlama ve anlamlandırma mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde başkalarının  yani bize göre ötekinin tariflendirdiği istikametlere savruluruz. Tanrıyı hayattan kovmaya çalışan münkirlerin tuzağına düşeriz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Aslında her zaman ve zeminde suyu kendi kaynağımızdan temin etmeliydik. Lakin kuyumuzu taşla dolduran düşman bizi kendi mahallesindeki, içini önceden zehirle doldurduğu kuyuya yönelmeye icbar etmektedir. Şimdi zehirli suya rıza mı göstereceğiz, yoksa kendi kuyumuzun taşlarını ayıklayıp öznel kaynağımıza mı erişeceğiz? Bence sorun budur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Esasen hak insanoğlunun yarattığı bir şey değildir. Allah tarafından konulmuştur; evvelden, bizden evvel vardır. Biz çabamızla sadece ona ulaşırız. Onu öğrenir, keşf ve ikame ederiz. Hakkı da hukuku da insanlar yaratmaz; ona riayet eder, boyun eğerler. Hakkın hakikatin ölçüsünü Cenab-ı Hakk koyar. Beşerin ortaya koyduğuna hak veya hukuk yerine belki kanun diyebiliriz. Sık sık değişebilen, değiştirilebilen, her kuşağın kendi özelliklerine uydurduğu beşeri kanunlar hak ve hakikatin temsilcisi sayılamazlar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdi sıra müslümanların günlük dilinde özellikle de tasavvufi çevrelerde sıkça kullanılan kul hakkı kavramını sorgulamaya gelmiştir umarım.</span></p>
<p><a href="http://www.iktibas.info/dergi/nisan/dusunce1.htm" target="_blank"><span style="font-family:Arial;" lang="TR"> Metin Önal MENGÜŞOĞLU &#8211; İktibas</span> </a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/celiskiler.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/celiskiler.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/celiskiler.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/celiskiler.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/celiskiler.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/celiskiler.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/celiskiler.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/celiskiler.wordpress.com/506/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/celiskiler.wordpress.com/506/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/celiskiler.wordpress.com/506/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=celiskiler.wordpress.com&blog=5332816&post=506&subd=celiskiler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://celiskiler.wordpress.com/2008/10/29/hak%e2%80%99ka-ragmen-hak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://celiskiler.files.wordpress.com/2008/10/hakka-ragmen-hak.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>